Subscribe For Free Updates!

We'll not spam mate! We promise.

pegasus yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pegasus yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Silber- Kerstin Gier | Kitap Yorumu

Kitap: Silber
Yazar: Kerstin Gier
Tür: Young Adult, Fantasy
Seri: Rüyalar Kitabı #1
Goodreads Puanı: 4.13 

Rüyaların gizemli ülkesine, merak uyandıran bir yolculuk…

Kertenkele tokmaklı, gizemli kapılar; konuşan taş heykeller ve elinde baltasıyla, delirmiş bir bakıcı… Liv Silber'ın rüyaları son zamanlarda epey tuhaflaşmıştır ve içlerinden biri fazlasıyla kafasını kurcalamaktadır. Bu rüyada geceyarısı dört çocuğun gizemli ve karanlık bir ayin gerçekleştirdiği bir mezarlıktadır. Üstelik Liv bu dört genci normal yaşamında tanımaktadır çünkü Grayson ve üç arkadaşı gerçekten vardır.

Liv kısa süre önce bu dört gencin okuduğu okula kaydolmuştur ve aslında hepsi iyi çocuklardır. Mezarlıktaki geceden daha korkutucu olan, arkadaşlarının Liv'in rüyada söylediği ancak gerçek hayatta hiçbir şekilde sözünü etmediği şeyleri bilmesidir. Çocukların bunu nasıl öğrendiğini çözmek ise, bilmeceleri çok seven Liv'in uzak duramayacağı kadar çekici bir gizemdir…

"Okurları kesinlikle memnun edecek. Dört yüz sayfa yetmiyor ama neyse ki devamı yolda."
-Karin Wehrheim-

"Aşırı eğlenceli, aşk dolu, gizemli bir rüya."
-Brigitte-

"Sempatik ve özgüvenli başkahramanıyla hassas ilk aşklara dair merak uyandırıcı bir roman. Daha ne olsun ki?"
-Stefanie Leo-
(Tanıtım Bülteninden)





Çok mutluyum dostlar! Hiçbir beklentimin olmadığı hatta sevmeyeceğimi düşündüğüm bir kitabı çok sevdim. Bir okur için bundan daha mutluluk verici bir şey olabilir mi?

Kerstin Gier'ı Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer adlı serisinden tanıyoruz zaten. O seriyi okuyup beğenmiş olanlar eminim ki Silber'i de almıştır. Ben bu yorumu diğer serisini sevmeyip, bu kitaba şans verip vermemek konusunda kararsızlık yaşayanlara yönelik yapacağım.

Kısaca konusuna geçersek; Liv ve kardeşi resmen göçebe hayatı sürüyorlar. Annesi ve babası ayrıldığından beri ve durmadan işleri dolayısıyla taşındıkları için hiçbir yerde kalıcı evleri olmamış. Liv ve kardeşi anneleri Londra'da kalıcı bir iş bulunca büyük hayallere 'yeni kalıcı' evlerine taşınmaya gidiyorlar. Tabii ki her şey planladıkları gibi olmuyor. Annesi ve erkek arkadaşı da kendi planlarını kurmuşlar. Ayrı bir eve değil annesinin erkek arkadaşının evine taşınıcaklar. Böylece yeni okul ve yeni iki kardeş -annesinin erkek arkadaşının da iki çocuğu var- başa çıkmaları gerekiyor. Tabii Liv'in bir anda görmeye başladığı gerçekçi ve kapılarla dolu rüyaları da es geçmemek lazım. Liv'in üvey kardeşlerinden biri olan Grayson'ın gizemli davranışlarıyla, kızımızın içindeki Sherlock Holmes dışarı çıkıyor ve böylece rüya yolculuğuna başlıyoruz.


 
Silber kitabının tanıtım filmi.


Konusundan kısaca bahsedicem demiştim ama yine kendimi durduramayıp bir sürü şey anlattım. Ama yukarıda bahsettiğim hiçbir şey spoiler değil, içiniz rahat olsun.

Silber'in dili gerçekten çok sevimliydi. Okurken sizi hiç yormayan, tek oturuşta bitirebileceğiniz bir kitap. Hatta o kadar akıcıydı ki kitap bittiğinde keşke bi 400 sayfası daha olsaydı diye hayıflandım biraz. Karakterlere iyice ısındım, olay örgüsü akıp gidiyordu. Burada çevirmene de teşekkür etmek lazım gayet güzel bir iş çıkarmış ve duyduğuma göre orijinal dilinden çevrilmiş. Ve bu kitapta uzun zamandır olmayan bir şey oldu ve her karakteri sevdim. Tüm karakterler oldukça keyifliydi, ilerleyen kitaplarda hepsini daha yakından tanımak için sabırsızlanıyorum. Özellikle Henry. *-*

Silber'de ana karakterin yaşı küçük. Yeni 16'sına giriyor ama bu durum okuma zevkinizi baltalayacak bir durum değil zira Liv 16 yaşında olup 26 yaşındakilerin bile yapamayacağı şeyleri başarmıyor. Belki de hikayeyi bu kadar sıcak kılan buydu.
Yazımı sonlandırmadan önce kitabın cildinden ve baskısından bahsetmek istiyorum; sanırım Silber kitaplığımdaki en güzel kitap. İç tasarımı filan çok güzel, bayıldım.

Sonuç olarak ben kitabı öneriyorum. Okurken insanı zorlamayacak ve şu sıcak yaz günlerinde hiçbir şeyi düşünmeden bir oturuşta kitap bitirmenizi sağlayacak bir hikaye.

Puanlama: 4.7/5

Not: İçinizde hâlâ alıp almama konusunda kararsızlık yaşayanlarınız varsa en azından bir kitapçıya gidip ilk iki bölüme göz atmanızı öneriyorum.

17 Temmuz 2015 Cuma

Her Gün- David Levithan | Kitap Yorumu


Kitap: Every Day
Yazar: David Levithan
Tür: Young Adult, Contemporary
Seri: Her Gün #1
Goodreads Puanı: 4.00


 Her gün farklı bedende. Her gün farklı hayatta. Her gün aynı kıza âşık.

Uyandım. Anında kim olduğumu anlamam gerekti. Mesele sadece bedenim de değil… gözlerimi açtığımda kolumun renginin açık mı koyu mu olduğu, saçımın uzun mu kısa mı olduğu, şişman mı zayıf mı olduğum, kız mı erkek mi olduğum, yara bere içinde mi yoksa pürüzsüz mü olduğum… Her sabah farklı bir bedende uyanıyorsanız, vücut en kolay alışılan şey. Kavraması güç olabilen ise bedenin önceden yaşamış olduğu HAYAT. Her gün başka biriyim. Ben, kendimim; kendim olduğumu biliyorum ama ayrıca başka biriyim de. Hep böyle olageldi.






 




''Zeki insanlar parodisini yapıyorsa, daha az zeki olnaların inandığının kesin kanıtıdır.''

Merhaba, bu yoruma nasıl başlayacağımı hiç bilmiyorum. Uzun zamandır böylesine güzel ve etkileyici bir YA kitabı okumamıştım. Ve beni biraz tanıyorsanız biliyorsunuzdur, çok sevdiğim kitaplar hakkında konuşurken biraz saçmalıyorum. Saçmalayacak olmama rağmen bu kitabın yorumunu sizlerle paylaşmak istedim çünkü içinizden bu kitabı okuyup okumamak hakkında çelkişki yaşayan varsa, tereddüt etmeden Her Gün'ü alabilsin.

Konusu hakkında fazla bir şey söylemeyeceğim, bence tek bilmeniz gereken; A her gün başka bir bedende uyanıyor ve uyandığı bedenin sahibini zora sokmayacak şekilde o günü bitirmeye çalışıyor. Kimseye bağlanmıyor ve bir şeyleri düzeltmeye çalışmıyor. Elinden geldiğince konuk olduğu hayatı bulduğu gibi bırakmaya çalışıyor. Ta ki aşık olana kadar.. Rhiannon'dan sonra A'nın hayatının akışı değişiyor ve biz de hikayenin güzelliğine kapılıp gidiyoruz.

David Levithan'ın değindiği konular, yazım şekli ve doğru yerlere felsefi düşünceler sıkıştırması ile Her Gün'ü çoğu Young Adult kitabından ayırıyor. Tabii burada çevirmene ve yayınevine de teşekkür etmek gerekiyor, kitabı en güzel şekilde yayınladıkları için.




Her Gün'de LGBT, uyuşturucu, obezite ve birçok konuya daha kısa kısa değiniliyor ve uzun uzun üstünde durulmadığı halde bazı çarpıcı cümlelerle olayın özünü çok iyi anlıyoruz.

''Ancak bir öpücüğün günah olduğunu düşünmüyorum. Günah olan başkalarını kınamaktır.''

 Ayrıca kitabın neredeyse tamamını post it doldurdum, altı çizilecek bir sürü cümle vardı. Buraya kadar okuduysanız kitabı almanızı önerdiğimi de anlamışsınızdır. Daha önce bu türe ait bir kitap okumadıysanız bile mutlaka göz atın derim ben. Pişman olacağınızı sanmıyorum. Son olarak John Green sevenler mutlaka ama mutlaka okumalı. Bence John Green'den daha iyi bir yazar. Ben daha çok sevdim en azından.

''Gözlerinizi evrenin merkezine dikerseniz, oradaki soğukluğu görürsünüz. Boşluğu. Neticede evren bizi önemsemiyor. Zaman bizi önemsemiyor.
İşte bu nedenle birbirimize göz kulak olmamız gerekiyor.''

Puan: 5/5

15 Kasım 2014 Cumartesi

Harika Piç- Christina Lauren | Kitap Yorumu


 Kitap: Beautiful Bastard
Yazar: Christina Lauren
Tür: Romance- Erotica
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri: Harika Piç (#1)
Goodreads Puanı: 4.08


Bazen ilişkiler iki bilinmeyenli denkleme dönerler

NEFRET x TUTKU + ŞEHVET= X
KARİYER < Y < KARİYER
X = AŞK x Y / SEKS

Zeki, çalışkan ve hırslı bir stajyer olan Chloe Mills'in yüksek lisansını bitirmesine yalnızca kısa bir süre kalmıştır. Ancak genç kadının büyük bir sorunu vardır; baş belası patronu Bennett Ryan. Kaba, duygusuz, düşüncesiz, yakışıklı, seksi, ah Tanrım çok seksi, öhöm öhöm… Harika Piç!

Bennett Ryan aile şirketinde yönetici olarak işe başladığında asistanının bu kadar etkileyici, kışkırtıcı ve aynı zamanda insanı sinir eden bir kadın olacağını hiç düşünmemiştir. Ancak işyerinde duygusal ilişkilerden uzak duran mesafeli bir patron olarak nam salmış olan Bennett, zamanla adeta bu kadına doğru çekilir.

Nefreti ve cinsel çekimi aynı anda hisseden ikili için birbirlerine duydukları açlık bir ihtiyaca dönüştüğünde kaybedilecekler ve kazanılacakların terazideki yeri değişir. Şimdi bir karar verme ve iki bilinmeyenli denklemdeki X'i ve Y'yi bulma vaktidir…

"Tutku dolu bir seks ve insanı cayır cayır yakan bir heyecan fırtınası."
-RT Book Reviews-

"Harika Piç'in kalbi, sıcaklığı ve kararında fakat iğneleyici bir mizah anlayışı var. Zekice yazılmış hikâyeleri seven aşk romanı okuyucularını inanılmaz ateşli bir sürpriz bekliyor!"
-Myra McEntire-
(Tanıtım Bülteninden)




Merhaba millet, nasılsınız? Ben bu aralar çok iyiyim, vizeler yaklaşmışken hem verimli ders çalışabiliyorum hem de kitap okuyabliyorum. Vaktimi iyi kullanıyorum sanırım. Neyse, bir cumartesi günü iki ayrı derse çalıştıktan sonra üç bölüm dizi izledim hattan ondan sonra da Harika Piç'e bir göz atayım dedim. Ve tabii ki göz atmakla kalmadım, bir oturuşta kitabı bitirdim. Bu kitabın muhteşemliğinden kaynaklanmıyor, tamamen benim beklentiye girmeden okumamdan ve bu tip kitapların nedense çabuk okunmasından kaynaklanıyor.

Chloe Mills patronundan nefret ediyor, hatta ona Harika Piç lakabını takmış. Harika demesinin nedeni inanılmaz derecede yakışıklı olması ve aynı zamanda da zeki olması. Chloe onun yanında stajyer olarak çalışıyor ve bütün huysuzluklarına katlanıyor adamın. Çünkü yüksek lisansını bitirmesine çok az bir süre kalmış. Bennet Ryan -yani patronu- da pek hoşlanmıyor kızımızdan. Resmen aralarında nefret ilişkisi var, tabii aynı zamanda aralarında durmadan asılı kalan cinsel çekimi unutmamak lazım. Tabii ki kitabın konusu gereği aralarındaki cinsel çekim tavan yapıyor ve üçüncü sayfadan itibaren çiftimiz tavşan misali nerede olursa orada birbirlerinin üstüne atlamaya başlıyorlar.

İnanın kitabın hiçbir derinliği yok, karakterler yüzeysel. Ne adamın geçmişinde sorun var ne de kadının. Patron-stajyer yasak ilişkisini bile yazarımız o kadar üstten geçmiş ki o duyguyu da hissedemiyorsunuz. Tüm kitap boyunca Chloe'nin ''Ondan uzak duracağım, kariyerimi mahvetmesine izin vermeyeceğim!'' demesini ve sonra da resmen adamın üstüne atlamasını okuyoruz. Ben karakterleri çok sevmedim, hikayeyi de sevmedim -tabii hikaye yoktu bana göre ama olsun- ve kitabın sonunu da sevmedim. Sanki ucu açık bırakılmış şeyler vardı, bilmiyorum. Belki de kitapta hoşuma giden tek şey yazarın hem Chloe'nin ağzından hem de Bennet'in ağzından yazmış olmasaydı. Bu tip kitaplarda erkek bakış açısını da okumayı çok seviyorum.

Kitap bu kadar boştu, hoşlanmadım deyip durdum ama kitabı yaklaşık 3-4 saatte bitirdim. Ben beklentiye girmediğim için de okurken hoş vakit geçirdim, kafamı dağıttım. Kitabı alın mutlaka okuyun diyemem size, hatta elinizde yoksa başka kitaplara şans verebilirsiniz. Ama Harika Piç'e zaten sahipseniz bir akşamınızı kitaba ayırıp, okunucaklar listenizden bir kitap daha silebilirsiniz.

Puanlama: 3/5

Edit: Yorumu vizeler başlamadan önce yazıp unutmuşum, vizelerim bitti bile. *.*

24 Ekim 2014 Cuma

Son İsyan- James Dashner | Kitap Yorumu


Kitap: The Death Cure
Yazar: James Dashner
Tür:  Young Adult, Dystopia
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri: Labirent (#3)
Goodreads Puanı: 3.81


Her şeyin sonu geldi!

İSYAN, Thomas'ın her şeyini almıştır: hayatını, anılarını ve sonunda arkadaşı olan Kayranlıları. Ama artık sona ermiştir. Son bir testin ardından Deneyler tamamlanmıştır.

Kurtulan olacak mı? Ama İSYAN, Thomas'ın onların düşündüğünden çok daha fazlasını hatırladığını bilmemektedir. Ve Thomas artık söyledikleri tek kelimeye bile inanmayacaktır!

Gerçek dehşet verici olacak. Thomas Labirent'i yenmiş, Alev'de hayatta kalmıştır. Arkadaşlarını kurtarmak için her türlü riski göze alacaktır. Ancak bu kâbusu sona erdirecek tek şey, gerçeğin ta kendisidir. Artık yalan yok.

"James Dashner'ın kitaplarına başlamadan önce derin bir nefes alın."
-Deseret News-

"Hayranlarının Sineklerin Tanrısı, Açlık Oyunları ve Lost'un birleşimi olarak tanımladığı, olağanüstü bir hayatta kalma hikâyesi."
-EW.com -







Çok mutsuzum, hayal kırıklığına uğradım ve köpürüyorum. Uyumsuz serisinin final kitabı bile bundan daha güzeldi yahu. Halbuki Labirent serisinin ilk iki kitabını çok severek okumuştum, her ne kadar eksiklikleri olsa da oldukça güzel kitaplardı.
Ay neyse, direk konudan kısaca bahsedip yoruma geçmek istiyorum. Birinci kitabın yorumunu okumak için buraya, ikinci kitabın yorumunu okumak için de buraya tık. Diğer kitapları okumayanlar için spoiler içerir. Son İsyan hakkında çok fazla spoiler vermemeye çalışacağım.

Alev Deneyleri'nin sonunda Thomas'ı bir odaya kapatıyorlardı bildiğini üzere. Kitap kaldığı yerden devam ediyor. Thomas zaman kavramını yitirmiş, odaya kapatıldığından beri duş almamış ve kimseyle konuşmamış. Teressa ile olan bağı da kopmuş durumda, Thomas'ı ayakta tutan ve delirmemesini sağlayan tek şey içindeki nefret. Bir gün kapı aralanıyor, Fare Adam içeri girip testlerin tamamlandığını ve son bir aşama kaldığını söylüyor. Ve dışarı çıkmasına izin veriyorlar, arkadaşlarıyla yanyana geldiği gibi kaçış planı yapıyorlar ve kaçıyorlar da. Bundan sonrasını da okuyup görün. *.*



En rahatsız olduğum şey yazarın ilk iki kitapta cevapsız bıraktığı sorulara son kitapta da cevap alamamış olmamız. Dişe dokunur tek bir bilgi öğrenemeden, üstüne yeni kişiler ve sorular ekleyerek daha fazla cevapsız soru bırakarak yazarın nasıl bir final kitabı yazdığına anlam veremedim. Kitap daha çok seri devamı gibiydi. Thomas'ın geçmişini öğrenmemek için ısrar etmesi, Brenda söylediği şeyleri açıklayacakken onu susturup önemi olmadığını söylemesi beni delirtti. Sanki yazar daha önce yazdığı şeylere kılıf uyduramamış da  karakter aracılığıyla geçiştirme yapmış hissine kapıldım.

Zorlama bir iki olay, bir dünya cevapsız soru ve gereksiz ölümlerle dolu bir kitaptı benim için. İlk iki kitabı ne kadar sevdiysem son kitapta o kadar hayal kırıklığına uğradım. Keşke seri devamı olsaydı da ne muhteşem bir kitap olduğunu anlatsaydım burada. Seriyi bitirmek için okuyun derim ama çok beklentiye girmeyin. Belki senaristler bir güzellik yapar da filmde sorularımıza cevap alırız, umudum o yönde.

Not: Çok kısa yazmışım, postu düzenlerken farkına vardım. İçimden gelmemiş herhalde ama ne hissettiğimi anlamışsınızdır. ^^

Puanlama: 3/5

20 Eylül 2014 Cumartesi

Labirent: Ölümcül Kaçış| Film Yorumu

IMDB sayfası











Sonunda! Bu filmin vizyona girmesini o kadar çok bekledim ve kitaplar hakkında o kadar çok konuştum ki erkek arkadaşım bile film için çok heyecanlıydı. Çok yorgun olmamıza rağmen dün gece 21.30 seansına girip filmi izledik ve ben salondan mutlu olarak ayrıldım. Sevgilim de beğendi ve ikinci kitapta neler olduğunu anlatmam için kafamın etini yedi. :D Ama tabii ki anlatmadım, ya kitabı okur ya da film çekilene kadar beklemek zorunda kalır. Muhahaha :D

Birinci kitabın yorumu için buraya, ikinci kitabın yorumu için ise buraya tık tık. Bu yorum kitap hakkında çokça spoiler içerir. Kitabı okumayanlar lütfen yorumu okumasın, ya da illa okuyacağım diyorsanız uyarmadı demeyin. *.*

Kitabı okuyan herkesin kafasında aynı sorular vardı; Film kitaba ne kadar bağlı kaldı? Daha önce gördüğümüz uyarlamalar gibi ortaya bombok bir şey mi çıktı? İzlesek mi yoksa kitabı kafamızdaki gibi hatırlamaya devam mı etsek? Öncelikle bu sorulara cevap vermek istiyorum, daha sonra oyunculuklar hakkında birkaç şey söyleyeceğim.
Film kitaba tamamen sadık değildi, kitabın her kısmını hatırlayamasam da gözüme çarpan bazı değişiklikler vardı. Örneğin, ilk çocuk Kayran'a geldiğinde binalar inşa edilmiş haldeydi ama filmde Alby kendilerinin inşa ettiğini söylüyor. Labirentten çıkış yolunu bulmaları ve duvarlar kapanmadığı zaman Izdırap Verenler'in Kayranlılar'a saldırmasında da değişikler vardı diye hatırlıyorum. Ama dediğim gibi kitabın o sahnelerini net olarak hatırlayamadığım için kesin bir şey söyleyemiyorum. Ayrıca kurtuldukları kısımda da değişiklikler vardı sanırım, İsyan çalışanlarının ölümünü videodan izliyorlar ama kitapta kurtulanların gözlerinin önünde öldürülüyorlardı. Son olarak kitapta hatırladığım ve filmde olmayan kesin bir sahne vardı, haritaların yakıldığı kısım.

Ben bunca değişikliğe rağmen filmi sevdim. Filmi bambaşka hale getirmemişler, özüne sadık kalınmış ve insanı hayal kırıklığına uğratmıyor. Ama beklentilerinizi çok yüksek tutmamanızda yarar var. Bana kalırsa Ateşi Yakalamak kadar başarılı bir uyarlama değildi.


Dylan O'brien! Bana kalırsa karakterin hakkını vermiş, izlerken aklımdan hiç ''Bundan nasıl Thomas olur ya!'' diye geçirmedim. Ayrıca Chuck ile o son sahnelerde gözümün dolmasına neden olacak kadar iyi bir performans sergilediler. Ama benim kitapta da en favori karakterim olan Minho kadar başarılı bulamadım, nedense Minho her şeyiyle tam gözümde canlandırdığım gibiydi.
Filmde gözüme çarpan en güzel şey, konuşma arasında bir kere lülekafa dendi. Bence kitabı okuyanlar için güzel jest olmuş çünkü filmde bunun ne demek olduğuna dair bir açıklama yapılmadı.

İkinci filmi merakla bekliyorum, izlemek isteyenler gönül rahatlığıyla izleyebilir. Ölümcül Oyuncaklar faciası yok ortada. Son olarak unutmadan söyleyeyim, serinin üçüncü ve son kitabı Labirent: Son İsyan adıyla bugün satışa sunuldu. Ben kitap için çok heyecanlıyım, bakalım final nasıl olacak?

Puanlama: 7.5-8/10

5 Eylül 2014 Cuma

Los Angeles Şekeri- Lauren Conrad | Kitap Yorumu


Kitap: L.A. Candy
Yazar: Lauren Conrad
Tür:  Young Adult, Chick Lit
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri: Los Angeles Şekeri (#1)
Goodreads Puanı: 3.38

Los Angeles'ta Tatlı Hayat!
Gözde gece kulüpleri, yakışıklı erkekler ve akla gelebilecek her şeyin tasarımcı versiyonu!
On dokuz yaşındaki Jane Roberts işte böyle bir hayata dalmak üzeredir. Los Angeles'a staj yapmaya gitmiştir fakat eğlenmeyi de aklına koymuştur. Üstüne üstlük yanında en yakın arkadaşı Scarlett da vardır.
"Sex and the City'nin realite versiyonunu" çekmek isteyen bir yapımcı, Jane ve Scarlett'a teklif götürünce kızlar şanslarına inanamazlar. Kısa süre sonra Jane televizyonun en gözde yıldızı haline gelir. Şöhret, büyük şehre yeni gelmiş bir kızın hayal dahi edemeyeceği şeyler sunmaktadır: tasarımcı elbiseleri, en şık kulüplerde seçkin masalar, Hollywood prömiyerlerine davetler…
Fakat hayallerinin peşinde koşan insanlarla dolu bir şehirde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını ve herkesin ondan bir şey talep ettiğini keşfetmesi Jane'in fazla zamanını almayacaktır…

"Kitabı deneyimlerine dayanarak kaleme alan Conrad, okurların devamını talep edeceği, heyecanlı bir öykü yazmış."
-School Library Journal-
(Tanıtım Bülteninden)






Yine neden aldığımı dahi bilmediğim bir kitapla karşınızdayım. Artık bilinçsiz alışveriş yapma huyumdan vazgeçmem gerekiyor. Konusuna, hakkında yapılan yorumlara hatta Goodreads puanına bakmadan bi kitabı aldıktan sonra böylesine hayal kırıklığı yaşamaktan bıktım. Neyse, daha fazla uzatmadan kısaca kitabın konusuna değinmek istiyorum.

Jane ve Scarlett çook uzun zamandır arkadaşlar. Scarlett'in üniversiteyi kazanmasıyla birlikte, ikisi de Los Angeles'a taşınıyorlar. Jane uzun zamandır yanında staj yapmak istediği, ünlülerin  düğün ve partilerini organize eden Fiona Chen'in yanında çalışaçacaktır.  Hayat onların istediği gibi güzel giderken eğlenmeye çıktıkları bir akşam, yeni bir realite show yapmak isteyen yapımcıyla karşılaşırlar ve kızlardan etkilenen yapımcı onlara teklif sunar. İlk başta itiraz etseler de daha sonra seçmelere gitmeye karar verirler ve böylece olaylar başlar.

Ben kitabı cidden sevmedim ya, sevemedim daha doğrusu. Sevmek için çok uğraştım hatta 5 saat gibi kısa bir sürede bitirdim kitabı ama ne karakterlerle bir bağ kurabildim ne de kitapta dişe dokunan olaylar oldu. Tabii böyle olmasında en büyük etkenlerden biri, kitabı bir kişinin bakış açısıyla okumuyoruz. Los Angeles Şekeri'nde oynayan tüm kızların bakış açısından yazılmış hatta bir gazeteci ve yapımcının ağzından da yazılan bölümler vardı. Zaten kitap çok uzun değil, yazarın birden fazla kişinin gözünden olayları anlatması karakterlerle bir bağ kurmamı engelledi. Tam olaylar ilginçleşirken de bir baktım kitap bitmiş.
Kitabı okuyup bitirmemde ki en büyük etken ise yazarın çok sade bir dille yazmasıydı. Dün oynanan Türkiye-Dominik maçı başlayana kadar ve maçtaki aralarda kitabı okuyup bitirebildim. Büyük ihtimalle de birkaç ay sonra kitap hakkında hiçbir şey hatırlamayacağım.

Kitabı benim için ilginç kılan tek şey, yazarın MTV'nin The Hills adlı realite programda yer almasaydı. Zaten bu kitabı da tecrübelerine dayanarak yazmış. Daha önce bu programı duymamıştım ama bugün şöyle bir youtube gezintisi yapmayı planlıyorum. Ayrıca kitabın sonunda yazarın fotoğrafını görünce gözümde direk Jane canlandı.

Seriye devam etme gibi bir planım yok ama eğer edersem de Scarlett ve Jess yüzünden ederim. Sonuç olarak bu kitabı kesin okuyun diyemiyorum, bu türün hayranı değilseniz ve çıkan her kitabı okumak gibi bir alışkanlığınız yoksa uzak durun. Bu türde çok daha güzel kitaplar var.

Puanlama: 3/5

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Kağıttan Kentler- John Green| Kitap Yorumu


Kitap: Kağıttan Kentler
Yazar: John Green
Tür:  Young Adult- Contemporary- Mystery
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri: -
Goodreads Puanı: 4.10



Kendini ararken kaybolmanın ve yeni bir başlangıçla hayat ile aşkı keşfetmenin hikâyesi...
Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelmanı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margonun peşine düşer.
Genç kızla sabaha kadar ortalığı karıştırdıktan sonra okula giden Quentin, her zaman bilinmezlerle dolu olan Margonun artık tam bir gizeme dönüştüğünü keşfedecektir. Fakat kısa süre sonra ipuçları olduğunu ve bunların kendisi için bırakıldığını fark eder. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen ipuçlarının peşinde inatla ilerlemesine rağmen Quentin, Margoya ne kadar yaklaşırsa, tanıdığını sandığı kızdan o kadar uzaklaştığını görecektir...
"Hem kahkaha attıracak kadar komik hem de gerçekten dokunaklı."
-Kliatt-
"Greenin kalemi hayret verici... Bir şeyin nasıl hissettirdiğini, göründüğünü, etkilediğini sayfa sayfa belgeliyor. Büyüleyici, zekice kurgulanmış ve fazlasıyla duygusal."
-School Library Journal-
"Green sadece sıradışı bir zekâya sahip değil, aynı zamanda derinlemesine düşünen ve duygusal biri. Ayrıca muhteşem üslubu, eğlenceli ve aydınlatıcı metinleriyle mükemmel bir uyum içinde."
-Booklist-
"Printz ödüllü Green ne yapması gerektiğini iyi biliyor; derin ve zeki bir oğlan ile bu oğlanın sevgisini, okurları tatmin edecek bir üslupla sunuyor: İçten ve gerçekten komik diyaloglar, iç içe geçmiş ancak inandırıcı bir gizem ve tadından yenmeyen yan karakterler."
-Kirkus Reviews-
"Keyifli, zekâ dolu diyaloglar ve insanı şaşırtacak derinlikte bir sezgi yeteneği... Gerçekten etkileyici bir kitap."
-VOYA-
(Tanıtım Bülteninden)




Çoğu kişinin aksine, ben çok büyük bir John Green hayranı değilim. Yazdığı kitapları okumak zevk veriyor ve bence çok güçlü bir kalemi var ama nedendir bilmiyorum en sevdiğim yazarlar arasına giremiyor bir türlü. Tabii böyle olması sevgili John Green'in çok da umrunda ya! Neyse, biz kitaba geçelim.

Bugüne kadar yazarın ülkemizde yalnızca 3 kitabı çıktı ve kuşkusuz her kitabı büyük ses getirdi. Ama bana göre yazarın diğer kitapları -Alaskanın Peşinde, Kağııtan Kentler- Aynı Yıldızın  Altında adlı kitabının gölgesinde kaldı ve hak ettikleri ilgiyi göremediler. Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki Kağıttan Kentler'i Aynı Yıldızın Altında'dan çok daha fazla sevdim. Bu kitabında yarattığı karakterlerle ve yaptığı tespitlerle resmen gönlüme taht kurdu.

Çok fazla spoiler vermeden kitabın konusuna değinirsek; Quentin Jacobsen kendi payına düşen bir mucize olduğuna inandığı, yan komşusu olan Margo Roth Spiegelman'a aşıktır. Margo havalı, lisenin en popüler kızıdır ve tahmin edeceğiniz üzere Quentin ise okulun ezik diye tabir edilen kişilerindendir. Buraya kadar her şey oldukça klişe gibi duruyor değil mi? Peki size, bir gece Margo'nun tıpkı bir ninja gibi Quentin'in penceresine tırmanıp titizlikle hesapladığı intikam planına davet ettiğini söylesem. Buradan sonra işler öyle bir gizemli hâl alıyor ki kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

''Margo gizemli olayları her zaman severdi. Ve daha sonra olan her şeyde, gizemli şeyleri belki de o kadar seviyordu ki onlardan biri haline geldi, diye düşünmekten kendimi alamadım.''
Quentin, sf.16

Kitap öyle güzel tespitlerle doluydu ki bir ara tüm cümlelerin altını çizeceğimi düşünmeye başlamıştım. Neyse ki sonradan kendimi kitabın gizemine kaptırdım ve bütün endişelerimden kurtuldum. Beni kitapta en çok etkileyen şeylerden biri Margo karakteriydi, diğer kitap karakterlerinden o kadar farklı ki okurken kendimi etkilenmekten alamadım. 
John Green sizi her kitabında farklı hikayeleriyle ve ilginç üslubuyla sarsan, okuyucuyu darmaduman etmekten çekinmeyen bir yazar. Yani kısaca, Kağıttan Kentler tam bir John Green kitabıydı. Her sayfasıyla sizi içine çeken ve mutlaka okunması gereken kitaplardan.

Size yalnızca Kağıttan Kentler'i tavsiye etmiyorum, eğer okumadıysanız üzerinde John Green yazan her kitabı okuyun. Pişman olmayacaksınız.



11 Mayıs 2014 Pazar

Mucizeler Çağı- Karen Thompson Walker| Kitap Yorumu


Kitap: Mucizeler Çağı
Yazar: Karen Thompson Walker
Tür:  Young Adult- Science Fiction
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri: -
Goodreads Puanı: 3.65


Californiada sıradan görünen bir cumartesi sabahında Julia ve ailesi, dünyanın dönüşünün yavaşlamaya başladığını öğrenir. Günler ve geceler gittikçe uzamakta, yerçekimi kuvveti değişmekte ve doğa yok olmaktadır. 11 yaşındaki Julia ve tüm insanları yepyeni bir dönem beklemektedir.
"Gerçekte ne kadar az şey bildiğimiz hâlâ beni hayrete düşürüyor… Belki de benim ve ailemin başına gelenlerin yavaşlamayla hiçbir ilgisi yoktu. Mümkündü ama zannetmiyordum. Hem de hiç."
"İşte hayal gücü budur. Karen Thompson Walker dehşet verici bir gelecek ile günümüzün zekice ve güçlü tasvirini bir kurguda başarıyla bir araya getirmiş."
-Amy Bloom -
"Karen Thompson fantastik bir düşünceyi işleyip onu çarpıcı
bir şekilde gerçekçi kılmayı başarmış."
-Karen Russell-
(Tanıtım Bülteninden)










Bir gün 25 saat olsaydı ne değişirdi?
Peki ya 32 saat? 48 saat? 56 saat?..
Dünyanın dönme hızı yavaşlıyor...
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak


İlgi çekici tanıtımıyla bir çok okurun, okunacaklar listesine giren Mucizeler Çağı'nı yaklaşık 1 ay önce bitirdim. Yani bu gecikmiş bir yorum olucak ama aklımda kaldığı kadarıyla bu kitaptan sizlere bahsetmek istiyorum, çünkü beklediğim gibi çıkmayan bu roman bana yine de kendisini sevdirmeyi başardı.

Kısaca konusuna değinmek istiyorum. Bir sabah haberlerde günlerin uzamaya başlamasıyla ilgili bir haber yayınlanıyor ve o günden sonra gitgide günlerin uzamasıyla toplumun, ana karakterimiz ve ailesinin bu olaya tepkilerini, yaklaşım biçimlerini okuyoruz. Öncelikle ben okumadan önce kitaplar hakkında hiçbir bilgi edinmemeye çalıştığım için romanı daha distopik ve bol aksiyonlu bir şey sanıyordum. Tamamen yanılmışım, her sayfayı heh şimdi aksiyon göreceğiz umuduyla çevirdim ama öyle bir şey olmadı. Zaten bir yerden sonra kendimi kurguya öyle bir kaptırdım ki aklıma önceki beklentilerim gelmedi bile.



Kolay kolay okuduğum kitaplardan ders çıkartan birisi değilimdir, genellikle kafamı dağıtmak için kitap okurum. Hayatın içinde yaşadığımız olaylardan zaten ders çıkarmaya mahkumuz, bu yüzden okuduğum kitapların hafif olmasına özen gösteririm. Bu kitapta hafif, insanın kafasını yormayan bir roman olarak görülebilir fakat öyle değil. Yazım dili, olayların kurgulanışı oldukça basit ve anlaşılırdı ama öyle mesajlar veriyordu ki benim uzun zamandır savunduğum düşüncelerin yazıya dökülmüş haliydi.

''Bu hayatta yapmak zorunda olduğun tek şey ölmektir,'' diye cevap verdi Bayan Pinsky. Bu onun en sevdiği sözlerinden biriydi. ''Kalan her şey seçimine kalmıştır.''

Kitapta dünyanın dönme hızının neden yavaşladığını kimse çözemiyor, bununla yaşamaya devam ediyorlar. Ancak ben okurken dünyayı nasıl kirlettiğimizin, ağaçları kestiğimizin, nükleer santraller yaptığımızın ve bir çok eylemimizin sonuçlarını okuyormuş gibi hissettim. Bir sürü roman okuyoruz vampirli, melekli, perili hatta zombili ve her seferinde baş karakterimiz onlardan kurtulmanın, kötülüğü yok etmenin bir yolunu buluyor. Peki doğa anayla nasıl savaşabiliriz? Yıllardır hor kullanıp, kirlettiğimiz Dünya'dan kaçma şansımız yok. İnsanda klostrofobik duygular uyandırdığı kesin.




Kitabı çok sevdim ancak ana karakterimizin yaşının oldukça küçük olduğunu ve çoğu zaman günlerin uzamasını değil de insan ilişkilerini irdelendiğini düşünüyorum. Kitap günlerin uzamasıyla ilgili daha tatmin edici bilgiler içerseydi favorilerim arasına girebilirdi.

Çok uzattım, bence blogumun en uzun yorumu olarak tarihe geçti bu post. Eğer sıkılmayıp buraya kadar okuduysanız ne mutlu bana. Kitabı tavsiye ediyorum, okunması gereken bir roman. Herkese keyifli okumalar!

Puan:
4/5

Ads Inside Post

Sitemize Hoşgeldiniz :)

Haberci

Destek3

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...