Subscribe For Free Updates!

We'll not spam mate! We promise.

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2015 Pazar

#KısaKısa vol.3 | Kitap & Çizgi Roman

Merhaba, hâlâ yaşıyorum. Finallerimin bitmesine son 1 hafta kaldı, inanılmaz mutluyum. *-* Her sınav döneminde olduğu gibi bu sefer de normalde okuduğumun iki katı daha hızlı kitap okuyarak, ders çalışmam gereken günlerde kitapları bitirmekle meşguldum. Aslında her biri için tek tek yorum girmek istiyordum ama pek mümkün olmadı sınavlar nedeniyle. Neyse yorumlara geçiyim hemen, zaten kitaplar hakkında iki kelime edeceğim daha başlayamadan kafanızı boş laflarla dolduruyorum.-çenemdüştü- :D
 Son olarak tüm fotoğrafları instagram hesabımdan aldım, eğer daha fazla fotoğrafa ulaşmak isterseniz kullanıcı adım thpensieve.



1. Aşkın Müziği- Kylie Scott

Ben bu kitabı çok sevdim yahu. Giriş bölümü, olaylar, kitabın temelini oluşturan malum nedenler beni hiç sıkmadı. Aslında rock gruplarıyla ilgili yetişkin kitaplarını okumayı sevmiyorum. Sanırım bundan önce bir tane okumayı denemiştim ve ''Amaan kalsın, bunlar da eksik olsun.'' gibi bir tepki vermiştim. Hepinizin önünde bu lafımı geri alıyorum, eğer böyle düzgün adamlar anlatılacaksa okurum. Yani ne biliyim sanki rock gruplarının sadece alem yapıyormuş gibi göründüğü, içki ve uyuşturucunun normal karşılandığı kitaplara gelemiyorum sanırım. Neyse, ben kitabı çok sevdim. Okurken hiç sıkmadı ve beni bir yerde gerçekten çok şaşırttı. Tavsiye ederim herkese. Malcolm'un hikayesi için sabırsızlanıyorum. *-*

Puanlama:4/5

**5 puanı Malcolm'un kitabı için saklıyorum. :D



2. Tatlı Şeytan-Wendy Higgins

Hayal kırıklığı. Kitabın konusu güzeldi, yan karakterler güzeldi, yahu ana karakterin babası bile çok havalıydı ama ama ama. Ama ana karakter tam manasıyla sümsüktü. Şaka maka cidden öyleydi, kaldırabileceğimden çok daha fazla hemde. Bir kere sen Amerika'da yaşayan ve liseye giden birisin, ulan biz dizilerden izlediğimiz kadarıyla bile kimsenin o kadar masum olabileceğine inanmıyoruz. Yazar bunu yazarken hiç düşünmedi mi? Yani kız yalan söylüyor, sonra böyle kötü bir davranışta bulunduğu için kendisinden midesi bulanıyor ve doğrusunu söylüyor tekrar. Yalan söylediği şey de önemli bir konu hakkında değil. Şimdi spoiler dayamak istemiyorum o yüzden ayrıntı vermeyeceğim ama bu gibi davranışlar cidden içimi baydı. Hele son sayfalarda yaptığı bir şey vardı, yazar sanırım ''Bu kitap çok aksiyonsuz oldu hadi bi salaklık daha yaptırıyım bu kıza da olay olsun bari'' demiş gibi. Ama tüm bu ana karakter sorunsalına rağmen sevdim kitabı, kızı görmezden geldiğimiz sürece sorun yok. Seriye de devam edeceğim.

Puanlama:3/5



3. Gizli Savaş (Avengers)- B. Michael Bendis

Çizgi roman okumaya yeni yeni başladım. Hatta ilk çizgi roman deneyimim Saga ile olmuştu. Bu işi sevince Marvel evrenine de el atmak istedim, zaten filmlerine hastayım. -ironmanbebeğim- Neyse, benim bazı takıntılarım vardır, bunlardan biri de; Eğer bir seriye başlayacaksam -çizgi roman, kitap filan fark etmiyor- onu en başından okumalıyım. Olaylar birbiriyle bağlantılı olmasa bile seri kitaplarını atlayarak okumaktan nefret ederim hatta sırf bir kitap eksik diye Eve Dallas Serisi'ne devam edemiyorum. (Bana Kindar Ölüm'ü bulun.:(  ) Avengers ise bildiğiniz üzere Marvel evrenindeki karakterlerin bir araya toplanması. Ben oradaki karakterlerin sadece -eğer varsa- filmlerini izlemiş durumdayım, zaten çoğu kahramanın çizgi romanları ülkemizde çıkmamış durumda ya da çok dağınık bir şekilde çıkmış durumdalar. Yani biraz bu olaydan dolayı rahatsız bir şekilde okudum çizgi romanı. Ama yine de çok sevdim. Elimde birkaç Marvel çizgi romanı daha var, hepsini okumak için sabırsızlanıyorum.

Puanlama: 4/5

20 Eylül 2014 Cumartesi

Labirent: Ölümcül Kaçış| Film Yorumu

IMDB sayfası











Sonunda! Bu filmin vizyona girmesini o kadar çok bekledim ve kitaplar hakkında o kadar çok konuştum ki erkek arkadaşım bile film için çok heyecanlıydı. Çok yorgun olmamıza rağmen dün gece 21.30 seansına girip filmi izledik ve ben salondan mutlu olarak ayrıldım. Sevgilim de beğendi ve ikinci kitapta neler olduğunu anlatmam için kafamın etini yedi. :D Ama tabii ki anlatmadım, ya kitabı okur ya da film çekilene kadar beklemek zorunda kalır. Muhahaha :D

Birinci kitabın yorumu için buraya, ikinci kitabın yorumu için ise buraya tık tık. Bu yorum kitap hakkında çokça spoiler içerir. Kitabı okumayanlar lütfen yorumu okumasın, ya da illa okuyacağım diyorsanız uyarmadı demeyin. *.*

Kitabı okuyan herkesin kafasında aynı sorular vardı; Film kitaba ne kadar bağlı kaldı? Daha önce gördüğümüz uyarlamalar gibi ortaya bombok bir şey mi çıktı? İzlesek mi yoksa kitabı kafamızdaki gibi hatırlamaya devam mı etsek? Öncelikle bu sorulara cevap vermek istiyorum, daha sonra oyunculuklar hakkında birkaç şey söyleyeceğim.
Film kitaba tamamen sadık değildi, kitabın her kısmını hatırlayamasam da gözüme çarpan bazı değişiklikler vardı. Örneğin, ilk çocuk Kayran'a geldiğinde binalar inşa edilmiş haldeydi ama filmde Alby kendilerinin inşa ettiğini söylüyor. Labirentten çıkış yolunu bulmaları ve duvarlar kapanmadığı zaman Izdırap Verenler'in Kayranlılar'a saldırmasında da değişikler vardı diye hatırlıyorum. Ama dediğim gibi kitabın o sahnelerini net olarak hatırlayamadığım için kesin bir şey söyleyemiyorum. Ayrıca kurtuldukları kısımda da değişiklikler vardı sanırım, İsyan çalışanlarının ölümünü videodan izliyorlar ama kitapta kurtulanların gözlerinin önünde öldürülüyorlardı. Son olarak kitapta hatırladığım ve filmde olmayan kesin bir sahne vardı, haritaların yakıldığı kısım.

Ben bunca değişikliğe rağmen filmi sevdim. Filmi bambaşka hale getirmemişler, özüne sadık kalınmış ve insanı hayal kırıklığına uğratmıyor. Ama beklentilerinizi çok yüksek tutmamanızda yarar var. Bana kalırsa Ateşi Yakalamak kadar başarılı bir uyarlama değildi.


Dylan O'brien! Bana kalırsa karakterin hakkını vermiş, izlerken aklımdan hiç ''Bundan nasıl Thomas olur ya!'' diye geçirmedim. Ayrıca Chuck ile o son sahnelerde gözümün dolmasına neden olacak kadar iyi bir performans sergilediler. Ama benim kitapta da en favori karakterim olan Minho kadar başarılı bulamadım, nedense Minho her şeyiyle tam gözümde canlandırdığım gibiydi.
Filmde gözüme çarpan en güzel şey, konuşma arasında bir kere lülekafa dendi. Bence kitabı okuyanlar için güzel jest olmuş çünkü filmde bunun ne demek olduğuna dair bir açıklama yapılmadı.

İkinci filmi merakla bekliyorum, izlemek isteyenler gönül rahatlığıyla izleyebilir. Ölümcül Oyuncaklar faciası yok ortada. Son olarak unutmadan söyleyeyim, serinin üçüncü ve son kitabı Labirent: Son İsyan adıyla bugün satışa sunuldu. Ben kitap için çok heyecanlıyım, bakalım final nasıl olacak?

Puanlama: 7.5-8/10

31 Temmuz 2014 Perşembe

Bu Ay Neler Okudum? - Temmuz 2014



Koskoca bir ayı daha geride bıraktık ve ben yine birbirinden güzel kitaplar okudum. Devamını uzun zamandır beklediğim Ateşli Kalp
sanırım bu ay okuduğum kitaplar içinde en özel olanıydı. Bakalım neler okumuşum;

Yandaş- Veronica Roth | Puanlama: 3/5
Ateşli Kalp- Richelle Mead | Puanlama: 5/5
Dikkat! Aşk Çıkabilir- AsudePuanlama: 2/5
Umutsuz- Colleen HooverPuanlama: 5/5
Tehlikeli Kızıl- Tarryn Fisher | Puanlama: 4/5
Labirent Savaşı- Rick Riordan | Puanlama: 5/5
Büyülü Ölüm- Nora Roberts | Puanlama: 4/5
Uçuşta- R.K. LilleyPuanlama: 3.5/5
Grinin Elli Tonu- E.L. James | Puanlama: 3/5

Grinin Elli Tonu ve Uçuşta fotoğrafta yoktur. Sonuç olarak toplam 9 kitap okumuşum. Okumaya başladığım an kitapların fotoğraflarını instagram hesabımda paylaşıyorum. Hesabıma buradan gidebilirsiniz. Ayrıca pembe renkteki kitapların üstüne tıklayarak o kitabın yorumuna ulaşabilirsiniz. Daha güzel bir ağustos ayı geçirmek dileğiyle, keyifli günler!

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Uçuşta- R.K Lilley | Kitap Yorumu

Kitap: Uçuşta
Yazar: R.K LILLEY
Tür:  Romance- Erotica- BDSM
Yayınevi: Aspendos Yayıncılık 
Seri: Uçuşta (#1)
Goodreads Puanı: 4.15

Ketum kabin memuru Bianca, milyarder otel sahibi James Cavendish'i gördüğünde zor kazanmış olduğu bütün soğukkanlılığını kaybeder. İlk karşılaşmalarından sonra 7 cm topuklu ayakkabıyla on bin metre yükseklikte bir tepsi şampanyayı rahatça taşıyabilen bir kız için şaşırtıcı bir şekilde dizlerinin bağının çözülmüş olduğunu fark eder. Genelde sakin olan Bianca, onun turkuaz gözlerine bakmaktan kendini alamaz. O gözlerde direnmenin imkânsız olduğu bir meydan okuma, bir vaat var. Oysa o, "hayır" demeye ve bunu gerçekten kastetmeye alışık bir kız.
Bianca, birinci sınıfta görevli bir kabin memuru olarak süper modeller ve film yıldızlarıyla ilgilenmeye alışık ama James Cavendish yakışıklılığıyla hepsini gölgede bırakıyor. Bu dehşet verici adam hakkında karşı konulamaz bulduğu tek şey görünüşü olsaydı, Bianca onu görmezden gelebilirdi. Ama onun hiç olmadığı kadar aklını başından alan şey, tanıştıkları andan itibaren Bianca'nın üzerinde kurduğu hâkimiyet ve onun gözlerinden okuduğu zevk ile acı vaadi.
(Tanıtım Bülteninden)




Uçuşta çıktığı günden beri okuma listemde olan, çok merak ettiğim kitaplardan biriydi Ama yine de kitaba büyük beklentilerle başlamamıştım, iyi ki de öyle yapmışım zira büyük beklentilere girseydim kitapta aradığımı bulamazdım.

Bianca bir kabin memuru. Doğal sarışın, uzun boylu ve işinde oldukça başarılı. Kendince sınırları olan, en yakın arkadaşı dışında kimsenin kendisine dokunmasına katlanamayan birisi. James Cavendish ise tahmin edebileceğiniz üzere çok zengin, başarılı ve ısrarcı bir adam. Bianca ile bir uçuşta karşılaşıyorlar ve o andan itibaren, James Bianca'yı elde etmek için her yola başvuruyor. Böylece olayalar başlımış oluyor.

Çok fazla erotik romans okumuş birisi değilim ama artık bu tür hakkında kendimce yorum yapabilecek konuma geldiğimi düşünüyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu kitabı türünün diğer örneklerinden ayıran en önemli unsur; kendince sırları olan ve o sırları açığa çıkarmamak için ilişkiden vazgeçecek konumda olan taraf Bianca. Bildiğiniz üzere diğer erotik romanslarda genelde kızlarımız erkeklerin sırlarını açığa çıkarmaya, onlarla yakınlık kurmaya çalışırlar. Bu değişiklik benim çok hoşuma gitti.
Diğer hoşuma giden şeylerden birisi ise kitapta bolca seks sahnesi olmasına rağmen beni sıkmamış olması. Genelde erotik roman okurken ilk iki seks sahnesinden sonra o kısımları atlayarak okumaya devam ediyorum çünkü tekrardan başka bir şey gibi gelmiyor bana ama dediğim gibi bu kitapta öyle bir sorun yaşamadım.

Kitabın sonu insanı merakta bırakıcak şekilde ve cevaplanmamış bir sürü soruyla bitiyor. Büyük ihtimalle ikinci kitabı da okuyacağım. Türün severlerine öneririm. Mavi'nin Kitapları ile beraber okuduk, onun yorumuna da bakmayı unutmayın!

Puanlama: 3.5/5

Not: Kitabın +18 olduğunu belirtmeme gerek var mı? Bunu göz önüne alarak satın almanızı tavsiye ederim.

13 Haziran 2014 Cuma

Bela- Sally Green| Kitap Yorumu


Kitap: Bela
Yazar: Sally Green
Tür:  Fantasy- Young Adult- Paranormal
Yayınevi: Dex Yayınları 
Seri: Half Life Trilogy (#1)
Goodreads Puanı: 3.84

Sen bir cadısın, yarı Ak, yarı Kara. Okuyamıyor, yazamıyorsun ama iyileşiyorsun hızla. Karanlık çökünce kapalı bir yerde kalırsan hasta oluyorsun. Annalise'e çok âşıksın ama Ak Cadılardan nefret ediyorsun. On dört yaşından beri bir kafesin içinde tutsaksın. Kaçmalı ve o korkunç, katil babanı bulmalısın. Bunu başarmalısın, on yedinci yaş gününden önce hem de. Çünkü sen yok edilmesi gereken bir Bela'sın.
"Karanlık ve tüyler ürperticibir hikaye, unutulmaz bir anakarakter."
-Publishers Weekly-
"İyiyle kötünün sınırlarını zorlayan,korkutucu ve çarpıcı bir kitap. Nathan'ınhayatta kalma savaşı incecik bir ipin ucunda -üstelik bu daha başlangıç."
-Booklist-
"Fazlasıyla iyi ve tehlikeli bir şekilde bağımlılık yapıcı."
-Time-
(Tanıtım Bülteninden)





Bela, çıktığı günden beri herkesin ilgisini üstüne çeken bir kitap olmuştu. Eh sıkı bir fantastik okuyucusu olarak ülkemizde çıkacağı günü iple çekmiştim ve neyse ki Dex bizi çok bekletmeden yayınladı. Abartıldığı kadar var mıydı? Hayır. Ama bu lafımdan kötü olduğunu çıkarmayın, oldukça güzel bir kitap.

Nathan yarı Ak, yarı Kara bir cadı. Doğduğu günden beri Ak cadılar tarafından kötü davranışlara maruz kalıyor ve aynı zamanda okuma yazması yok. Kötü davranışlara maruz kalma nedeni Kara cadı olan babası, Marcus. Onlarca Ak cadı ve Kara cadı öldürmüş, daha sonra da güçlerini çalmak için onların kalplerini yemiş. Her cadı 17 yaşına basarken ailesinden birisinin kanını içip 3 hediyesini almak zorunda. Yoksa gerçek bir cadı olamıyorlar ve söylentilere göre 1-2 yılın sonunda yavaş yavaş acı çekerek ölüyorlar. Nathan gerçek bir cadı olmak ve tabii ki acı çekerek ölmek istemiyor bu yüzden babasını bulup şartları yerine getirmeli. Tabii ki babası tek yol değil, yanında yaşadığı ninesi de ona yardımcı olur fakat Ak cadıların kurduğu konsey buna izin vermiyor. Vermeyi teklif ettiklerinde de karşılık olarak babasını öldürmesini istiyorlar ancak Nathan kesinlikle babasını öldürmek istemiyor.


Nathan oldukça güçlü bir karakter, fiziksel güçten bahsetmiyorum. Psikolojik olarak çok güçlü. O kadar acımasız şeylere maruz kalıyor ki okurken bir yandan ağlamamaya çalışırken bir yandan da hayran olmaktan kendimi alamadım. Hatta küçük yaşta ninesinin yanından zorla götürülerek bir kafese kapatılıyor, zincirleniyor ve dayak yiyor. Yine de savaşmaya devam ediyor, kaçamayacak bile olsa elinden geldiğince tepki göstermeye çalışıyor. Ayrıca bu kitap iyilerin asla tamamen iyi olmadığını da gözümüze sokuyor. Ak cadılarmış hah! bana göre Kara cadılardan pek bir farkları yoktu.

Kitapta Nathan dışında sevdiğim bir karakter yok muydu? Tabii ki vardı! Gabriel! Allah'ım sonunda kadar Nathan'la onu shipliyorum, lütfen beraber olsunlar. Nathan'a böylesine değer veren birisi olamaz. Ayrıca ninesini ve üvey kardeşi olan Arran da sevdiğim karakterlerdendi. Umarım Arran'ı ve yolda karşılaştığı yarım kan cadı olan kızı-adını hatırlayamadım- bir sonraki kitapta daha fazla görürürüz.

Bela'yı okurken bu kadar abartılan kitap bu muydu? diye hayıflanırken, bitirdikten ve üstünden biraz zaman geçtikten sonra kendini bana daha çok sevdiren bir kitap oldu. Keşke ikinci kitap çıkmış olsaydı, seneye kadar nasıl beklerim bilmiyorum.

İyinin tamamen iyi olmadığı gibi kötünün saf kötülükten oluşmadığı ve belki de aralarında en masum olan yarı Ak yarı Kara cadının hikayesini herkes okumalı. Kesinlikle tavsiye ediyorum.


Puan:4.5/5

11 Haziran 2014 Çarşamba

Bu Ay Neler Okudum? | Mayıs 2014

Şubat ayından beri Bu Ay Neler Okudum? postu hazırlamadığım fark ettim, tabii ki bunun nedeni üşengeçlik. Aslına bakarsanız son 3 aydır çok çok güzel kitaplar okudum, keşke üşenmeyip sizlerle paylaşsaydım ama okuduğum kitapları anında paylaştığım çok aktif bir instagram hesabım var. Eğer takip etmek isterseniz thpensieve adıyla aratırsanız hesabımı bulabilirsiniz. Ayrıca okuduğum her kitabı güncellediğim goodreads hesabım da var, isterseniz bu iki hesaptan da neler okuduğumu takip edebilirsiniz.

Bakalım mayıs ayında neler okumuşum?



1. Kağıttan Kentler- John Green | Puan: 4/5

2. Cadıların Keşfi- Deborah Harkness | Puan: 4/5

3. Efsane- Marie Lu | Puan: 4/5

4. Kayıp Prens- Jennifer A. Nielsen | Puan: 4/5

5. Assasin's Creed Desmond | Puan: 3/5

6. Alev Deneyleri- James Dashner | Puan: 4/5

7. Deliryum- Lauren Oliver | Puan: 3/5

8. Kalbimi Salla- Michelle A. Valentinel | Puan: 3/5

9. Karanlık Ateş- Karen Marie Moning | Puan: 5/5

23 Mayıs 2014 Cuma

Labirent: Alev Deneyleri- James Dashner| Kitap Yorumu


Kitap: Labirent: Alev Deneyleri
Yazar: James Dashner
Tür:  Young Adult- Dystopia
YayıneviPegasus Yayınları
SeriThe Maze Runner (#2)
Goodreads Puanı: 4.00



Labirent bulmacası çözülünce her şeyin sona ermesi gerekiyordu…
Thomas, Labirent'ten kaçışın tüm Kayranlılar için özgürlük anlamına geldiğini düşünmektedir. Fakat İsyan'ın işi henüz bitmemiştir. İkinci Aşama daha yeni başlamıştır: Alev Deneyleri.
Kural yok. Yardım yok. Ya başarırsın ya ölürsün.
Güneş ışınlarından en fazla etkilenen bölge olan Alev'i geçmek için iki haftaları vardır ve İsyan, işlerini zorlaştırmak için karşılarına binbir türlü tehlike çıkarmaya hazırdır.
Arkadaşlıklar sınanacak. Sadakat sorgulanacak. Hiçbir şey kesin değil!
Kayranlılar önlerine çıkan tüm tehlikelerle yüzleşmeye hazır olsalar da kurtuluşun tek yolu diğerlerini yok etmekten geçiyor olabilir.
"Nefes kesici, sinematografik bir macera."
-Publishers Weekly-
"İlk kitabı sevenler bu nefes nefese maceranın da esiri olacaklar."
-Children's Literature-
"Bu heyecan dolu kitaptaki ahlaki ikilemler ve ölümcül bir ortamda hayatta kalmaya çalışan çocuklar, hikâyeyi daha da etkileyici bir hale getiriyor."
-VOYA-
"Gerçekte neler olduğunu anlamaya çalışan karakterlerle okuru da meraka sürükleyen bu devam kitabında heyecan hiç sönmüyor.
Son ana kadar kalbiniz sıkışacak."
-Kirkus Reviews-
"Müthiş bir macera; sürükleyici, zekice."
-Newsday-
(Tanıtım Bülteninden)




Labirent: Ölümcül Kaçış'ın yorumunu yaparken, Pegasus Yayınları'nın bizi çok bekletmemesini temenni etmiş ve büyük bir merakla beklediğimi belirtmiştim. Sonuç olarak yayınevi sızlanmaları duymuş olucak ki :P beklediğimden de kısa sürede serinin ikinci kitabı olan Labirent: Alev Deneyleri'ni çıkardı.
Kitabın ilk birkaç sayfasına göz atma niyetiyle oturmuştum koltuğa çünkü final haftam başlamak üzereydi ve kitap okuyarak dönem uzatma riskine girmek istemiyordum. Sonuç olarak o koltukta saatlerce oturdum ve kitap bittiğinde kalktım. Söylememe gerek yok sanırım, tabii ki ders çalışamadım. Beklediğim kadar güzeldi ama beni sinir krizine sokan yerlerde oldu. Neyse, önce kısaca kitabımızın konusuna değinelim daha sonra bunları konuşuruz.

*Labirent: Ölümcül Kaçış hakkında ağır spoiler içerir. İlk kitabı okumadan bu yorumu okumayınız lütfen. İlk kitabın yorumu için buraya tık.



Bildiğiniz üzere birinci kitabın sonunda tüm Kayranlılar labirentten kurtulmuşlardı. Bir grup onları İSYAN'ın elinden kurtarıp başka bir yere götürüyorlardı. Olaylar da tam oradan başlıyor. Kayranlılar'ın karnı doymuş, temizlenmişler ve rahat yataklarında yatıyorlar. Kendilerini oldukça güvende hissetmeye başlamışlar, bir daha başların böyle kötü olaylar gelmemesini umuyorlar. Teresa'yı diğer Kayranlılardan ayırarak başka bir odaya yerleştiriyorlar, Thomas bunu onun güvenliği için yapıldığını düşünüyor. O gece Teresa, Thomas'a zihin yoluyla ters giden  bir şeylerin olduğunu söylüyor ve ortadan kayboluyor. O andan itibaren aslında her şeyin yalan olduğu, labirentten kurtulmuş olsalar bile hâlâ İSYAN'ın elinde oldukları ve oyunu onların kurallarına göre oynamaları gerektiğini anlıyorlar. Böylece kendilerini yeni bir deneyin içinde buluyorlar; Alev Deneyleri.

Rahatladı. Artık güvendeydi, kurtarılmışlardı ve bu yatakhaneye getirilmişlerdi. Artık endişelenmeyecekti. Izdırap Verenler yoktu. Ölüm yoktu.
Thomas, sf. 7

Labirent: Ölümcül Kaçış serisi bu kitabıyla beraber kesin olarak favorilerim arasına girmiş bulunuyor. Her sayfayı büyük bir merakla çevirdim ve cevaplara ulaşabilmek için yerimden kalkmadan kitabı okudum. Peki aradığım cevapları buldum mu? Hayır. Bir de üstüne kafamda yeni yeni sorular birikti ve buna rağmen ne seriden soğudum ne de kitaptan. Aksine büyük bir açlıkla devam kitaplarının ne zaman çıkacağını merak ediyorum. Umarım Pegasus yine sesimi duyar ve devam kitabını elinden geldiğince çabuk çıkarır. Zira benin cevapları öğrenmek için beklemeye tahammülüm kalmadı.


Ayrıca  bu kitapta yavaştan bir aşk üçgeninin sinyalleri verilmeye başlandı. Spoiler olmasın diye hangi karakterler arasında olduğunu söylemeyeceğim ama yalnızca aşk üçgenin ortasında çoğu kitabın aksine bir erkek karakterin bulunduğunu belirtmek isterim.  Hazır karakterlerden bahsetmeye başlamışken, bu kitapta birçok şaşırtıcı olaylarla beraber kitaba birden fazla karakter ekleniyor. Her biri hakkında fazlaca bilgi alamasak da eminim ilerleyen kitaplarda o karakterleri daha iyi tanıma şansına sahip oluruz.

Akıcılığı, merak unsuru ve aksiyonu eksik olmayan bir kitaptı Alev Deneyleri. Ben çok sevdim, ayrıca kapağın ve çevirinin güzelliğinden bahsetmeyeceğim bile. Benden tam puan alamamasının nedeni ilk kitapta merak içinde kaldığımız soruların cevaplarını bu kitapta da alamamış olmamızdı.

Puanlama: 4/5

17 Mayıs 2014 Cumartesi

5. KKBT Cadıların Keşfi- Deborah Harkness| Kitap Yorumu+ Çekiliş



** Bu post Soma faciasından önce hazırlanmıştır. Yayınevine karşı sorumluluğumuz olduğundan dolayı 3 gün ertelediğimiz tura başlamak zorundayız. Anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.



Kitap: Cadıların Keşfi
Yazar: Deborah Harkness
Tür:  Fantasy-
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri: Ruhlar (#1)
Goodreads Puanı: 3.98

Olağanüstü güçlere sahip bir cadı, imkânsızlıklara direnen yasak bir aşk ve her şeyi başlatan gizemli bir elyazması.
Oxford'un Bodleian Kütüphanesi'ndeki kitap raflarının arasında araştırma yapan genç akademisyen Diana Bishop, tesadüfen simyacılıkla ilgili eski bir elyazması bulur. Köklü ve seçkin bir cadı ailesinden gelen Diana'nın yaptığı bu keşif yeraltında doğaüstü bir karışıklığa sebep olarak iblis, cadı ve vampirlerin kısa sürede kütüphaneye doluşmasına yol açar. Diana, yüzyıllardır aranan bir hazine keşfetmiştir ve her şeyi yoluna koyabilecek tek kişi de yine kendisidir. Bu zorlu mücadelede en büyük destekçisi ise onu hiç yalnız bırakmayan, her türlü fedakârlığı göze alıp kendi soyunun karşısında duran meslektaşı, vampir Matthew olacaktır.
"Sihirle bezeli, olağanüstü derecede yaratıcı ve fantastik bir hikâye… Karşı konulamaz bir büyücülük, bilim ve yasak aşk hikâyesi…"
-People-
"Deborah, yıllardır okuduğum en ilgi çekici romanlardan birini yazmış. Daha ilk sayfasından bu kitaba âşık oldum."
-Danielle Trussoni-
"Harkness'ın bu ilk kitabı tek kelimeyle çarpıcı. Gerçeklik ile kurguyu, tarih ile günümüzü, nezaket ile öfkeyi, kendini bulmayı ve kaybetmeyi birleştiren bir kitap; kalbinize dokunacak ve zihninizi besleyecek güzel bir eser. Diğer bir deyişle, kusursuz bir yapıt."
-The Truth About Books-
"Harkness, büyülü bir dünyayı heyecan verici bir üslupla kaleme almış." -Entertainment -Weekly-
"Hayal gücü, romantizm, tarih ve gerilimi ustalıkla birleştiren yazar, hepsini bu büyüleyici kitapta bir araya getiriyor."
-Chicago Tribune-
"En kuşkucu okurun bile kalbini ve hayal gücünü ele geçiren, sürükleyici bir kitap… Edebî büyünün en güçlü hali."
-BookPage-
"Romantizm ile hayal gücünü harmanlayan ve kesinlikle efsane olacak bir kitap."
-The Daily Mail-
"Harkness göz kamaştırıcı, doğaüstü bir hikâye ortaya çıkarmış… Herkesin neden bu kitap hakkında konuştuğunu siz de keşfetmelisiniz."
-USA Today-
"Romantik, ilgi çekici ve gerilim yüklü... Harkness, pek çok akademik ve duygusal detayı muzip, ince ve mizah dolu
bir üslupla anlatmış."
-O, The Oprah Magazine-
(Tanıtım Bülteninden)





Herkes merhaba! Bomba gibi bir turla Kitap Kurtları geri dönüş yaptı. Başlıktan da anlayacağınız üzere 5. turumuzun kitabı Cadıların Keşfi.
Bildiğiniz üzere İstanbul Tüyap fuarında çıkarılan Pegasus Yayın Katologu, içindekilerle herkesi çılgına çevirmişti. Orada gördüğüm çoğu kitabın hemen çıkmasını ve dolayısıyla da okuyabilmek istiyordum. Neyse ki Pegasus bizi çok bekletmedi ve yavaş yavaş o güzellikleri yayınlamaya başladı. Bu kitaplardan biri de Cadıların Keşfi.

Çok fazla spoiler vermeden konusunu anlatmak istiyorum size ama muhtemelen yazdıklarımı okuduktan sonra ''Yuh, kitabın sonunu da söyleseydin. Tam spoiler verememişsin!'' gibi tepkiler vermeniz doğal. Ama şunu açıklığa kavuşturalım, kitabımızın sayfa sayısı fazla yani aslında ben size ilk 15-20 sayfanın özetini geçmiş olacağım.
Diana, anne-babasının trajik ölümünden sonra sahip olduğu cadılık becerilerini kullanmamaya başlamıştır. Elinden gelen her şeyi yaparak normal bir hayat sürmeye çalışan Diana, açıklanamayan şeylerden -büyü gibi- uzak durmak için bilimle ilgilenmeye karar vermiştir. Diana Oxfordun Bodleian Kütüphanesi'nde simya ile ilgili el yazmalarını araştırırken büyülü olduğunu hissettiği bir el yazmasına rastlıyor. Her ne kadar ona dokunmak istemesede kendini profosyenel olmaya zorlayarak incelemeye başlıyor. Zaten bu olaydan sonra ortalık öyle bir karışıyor ki vampirler, cadılar hatta iblisler bile bu el yazmasının peşine düşüyorlar yani Ashmole 782'nin.

‘’Pazartesi günü bir vampirle tanışmıştım. Salı günü bir cadı zihnime girmeye çalışmıştı. Çarşamba da iblislerin günüydü anlaşılan.''
Diana

Tabii Diana'nın Ashmole 782'nin ne olduğundan haberi yok ve kazayla bulduğu bu el yazması yüzünden bir vampirle tanışıyor. Matthew Clairmont. Böylece uzun soluklu bir serüvene adım atmış oluyoruz.

''Sana bir bilim insanı olarak 'normal' diye bir şeyin olmadığını söyleyebilirim, Diana.'' Sesi dikkatli yumuşaklığını kaybediyordu. '''Normal', insanların çevrelerinde olan biten çoğu şeyin hiç de 'normal' olmadığını gösteren, ezici kanıtlara karşı kendilerini iyi hissetmek için uydurduğu bir uyku öncesi masalı.''
Matthew, sf.104


Öncelikle bu kitapta en çok sevdiğim şey betimlemelerdi. Tamam kabul, bazen yazarın çok fazla ayrıntıya girdiğini düşünsem de öyle güzel betimlemiş ki bahsettiği ortamları resmen kendimi o eski kitapların arasında hissettim. Sevdiğim bir diğer şey ise kitapta bulunan türlerin orijinal olmasa da özgün bir şekilde kaleme alınmış olmasaydı. Ayrıca yan karakterlerin kurguya yeterince dahil olması ve hatta olay akışını etkileyebilmesi çok güzeldi.

''Eğer kelebek kendisini çeken tatlı ışığa kanat çırpıyorsa ateşin onu yutacağını bilmediğindendir.''
Matthew, sf.277


Bu kadar çok sevdiğim şeyi sıraladıktan sonra, rahatsız olduğum hiçbir şey yok muydu? Evet, vardı. Spoiler olmasın diye söylemek istemiyorum ama bazı klişe olaylar ve yazı boyutunun küçük olması canımı sıkan şeylerdi.

Kapak ve çeviri kalitesiyle gönlüme taht kuran bu güzel kitabı her fantastik severe öneriyorum. Sayfa sayısı çok diye gözünüz korkmasın, oldukça kaliteli ve dolu bir içeriğe sahip. Şiddetle tavsiye ediyorum!

Puanlama: 4.5/5



Şimdi size bu kitabı alıp okumanız için 5 neden sıralayacağım, umarım alıp almama konusunda size yardımcı olur.

1. Yazarın yazdığı şeyler için ciddi bir araştırma yapmış olması ve kitabında verdiği bilgilerin kayda değer şeyler olması.

2. Simya, cadılık ve hatta mitoloji içermesi.

3. Matthew Clairmont.

4. Basit cümlelerden oluşmamasına rağmen çabuk okunan ve uzun süre etkisinde bırakan bir kitap olması.

5. Yazarın bizlere özgün bir hikaye sunuyor olması.


2 Kişiye Cadıların Keşfi kitabını hediye ettiğimiz çekilişe katılmayı unutmayın!



a Rafflecopter giveaway


**Pegasus Yayınlarına katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

11 Mayıs 2014 Pazar

Mucizeler Çağı- Karen Thompson Walker| Kitap Yorumu


Kitap: Mucizeler Çağı
Yazar: Karen Thompson Walker
Tür:  Young Adult- Science Fiction
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri: -
Goodreads Puanı: 3.65


Californiada sıradan görünen bir cumartesi sabahında Julia ve ailesi, dünyanın dönüşünün yavaşlamaya başladığını öğrenir. Günler ve geceler gittikçe uzamakta, yerçekimi kuvveti değişmekte ve doğa yok olmaktadır. 11 yaşındaki Julia ve tüm insanları yepyeni bir dönem beklemektedir.
"Gerçekte ne kadar az şey bildiğimiz hâlâ beni hayrete düşürüyor… Belki de benim ve ailemin başına gelenlerin yavaşlamayla hiçbir ilgisi yoktu. Mümkündü ama zannetmiyordum. Hem de hiç."
"İşte hayal gücü budur. Karen Thompson Walker dehşet verici bir gelecek ile günümüzün zekice ve güçlü tasvirini bir kurguda başarıyla bir araya getirmiş."
-Amy Bloom -
"Karen Thompson fantastik bir düşünceyi işleyip onu çarpıcı
bir şekilde gerçekçi kılmayı başarmış."
-Karen Russell-
(Tanıtım Bülteninden)










Bir gün 25 saat olsaydı ne değişirdi?
Peki ya 32 saat? 48 saat? 56 saat?..
Dünyanın dönme hızı yavaşlıyor...
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak


İlgi çekici tanıtımıyla bir çok okurun, okunacaklar listesine giren Mucizeler Çağı'nı yaklaşık 1 ay önce bitirdim. Yani bu gecikmiş bir yorum olucak ama aklımda kaldığı kadarıyla bu kitaptan sizlere bahsetmek istiyorum, çünkü beklediğim gibi çıkmayan bu roman bana yine de kendisini sevdirmeyi başardı.

Kısaca konusuna değinmek istiyorum. Bir sabah haberlerde günlerin uzamaya başlamasıyla ilgili bir haber yayınlanıyor ve o günden sonra gitgide günlerin uzamasıyla toplumun, ana karakterimiz ve ailesinin bu olaya tepkilerini, yaklaşım biçimlerini okuyoruz. Öncelikle ben okumadan önce kitaplar hakkında hiçbir bilgi edinmemeye çalıştığım için romanı daha distopik ve bol aksiyonlu bir şey sanıyordum. Tamamen yanılmışım, her sayfayı heh şimdi aksiyon göreceğiz umuduyla çevirdim ama öyle bir şey olmadı. Zaten bir yerden sonra kendimi kurguya öyle bir kaptırdım ki aklıma önceki beklentilerim gelmedi bile.



Kolay kolay okuduğum kitaplardan ders çıkartan birisi değilimdir, genellikle kafamı dağıtmak için kitap okurum. Hayatın içinde yaşadığımız olaylardan zaten ders çıkarmaya mahkumuz, bu yüzden okuduğum kitapların hafif olmasına özen gösteririm. Bu kitapta hafif, insanın kafasını yormayan bir roman olarak görülebilir fakat öyle değil. Yazım dili, olayların kurgulanışı oldukça basit ve anlaşılırdı ama öyle mesajlar veriyordu ki benim uzun zamandır savunduğum düşüncelerin yazıya dökülmüş haliydi.

''Bu hayatta yapmak zorunda olduğun tek şey ölmektir,'' diye cevap verdi Bayan Pinsky. Bu onun en sevdiği sözlerinden biriydi. ''Kalan her şey seçimine kalmıştır.''

Kitapta dünyanın dönme hızının neden yavaşladığını kimse çözemiyor, bununla yaşamaya devam ediyorlar. Ancak ben okurken dünyayı nasıl kirlettiğimizin, ağaçları kestiğimizin, nükleer santraller yaptığımızın ve bir çok eylemimizin sonuçlarını okuyormuş gibi hissettim. Bir sürü roman okuyoruz vampirli, melekli, perili hatta zombili ve her seferinde baş karakterimiz onlardan kurtulmanın, kötülüğü yok etmenin bir yolunu buluyor. Peki doğa anayla nasıl savaşabiliriz? Yıllardır hor kullanıp, kirlettiğimiz Dünya'dan kaçma şansımız yok. İnsanda klostrofobik duygular uyandırdığı kesin.




Kitabı çok sevdim ancak ana karakterimizin yaşının oldukça küçük olduğunu ve çoğu zaman günlerin uzamasını değil de insan ilişkilerini irdelendiğini düşünüyorum. Kitap günlerin uzamasıyla ilgili daha tatmin edici bilgiler içerseydi favorilerim arasına girebilirdi.

Çok uzattım, bence blogumun en uzun yorumu olarak tarihe geçti bu post. Eğer sıkılmayıp buraya kadar okuduysanız ne mutlu bana. Kitabı tavsiye ediyorum, okunması gereken bir roman. Herkese keyifli okumalar!

Puan:
4/5

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Ruhsuz- JODI MEADOWS| Kitap Yorumu


Kitap: Ruhsuz
Yazar: Jodi Meadows
Tür:  Young Adult- Fantasy
Yayınevi: Dex Kitap
Seri: Yeniruh (#1)
Goodreads Puanı: 3.78


Deneyimli Ruhlar Ve Ruhsuzlar
Binlerce yıldır, Sınır'da milyonlarca ruh yeniden, yeniden dünyaya geldi, her bir yeni yaşamda da geçmiş yaşamlarındaki anılarını ve deneyimlerini beraberinde getirdi. Ana ise bir Yeniruh: yani Ana doğduğunda bir başka ruh yok oldu. Kimse bunun sebebini bilmiyor ve bu, bir felaketin habercisi olabilir.
Ana'nın bir Yeniruh olmasından rahatsız olmayanlar da var.
Bunlardan biri olan Sam, yalnızca bir kez yaşayabilecek bir ruhu sevebilecek mi? Peki Ana'nın düşmanları, insanlar ve yaratıklar, onların birlikte olmalarına izin verecek mi?
Ana, varoluş sebebini açığa çıkarmak zorunda. Fakat onun bu arayışı, reenkarne olup olamayacağını öğrenmek için gittiği Kalp şehrini ve reenkarnasyon yasalarını sonsuza dek yok edebilir.
Jodi Meadows, insan ruhuna bambaşka bir bakış açısı getiren bu hikâyede fantazya ve macerayı birleştirirken, reenkarnasyon ve ruh kavramını sorgulamamızı sağlıyor.




Düşük beklentiyle başladığım kitapların bu denli iyi çıkmasını çok seviyorum. Kitabı beklediğimden daha uzun sürede bitirmiş olsam da zevk aldığım bir okuma süreci oldu. Kitabı niye böyle çok sevdiğimi açıklamadan önce kısaca konusuna değinmek istiyorum.

Binlerce yıldır yaşayan hiçbir ruhun ölmediğini düşünün, bedenleri ölüyor ama belli bir süre sonra başka bedenlerde aynı ruhlar yeniden dünyaya geliyor. Her bir yeni yaşamlarında geçmişe dair anıları ve bilgileri de onlarla beraber geliyor. Hatta çok uzun yıllardan bahsettiğimiz için, geçmişlerini unutmamak için günlükler tutuyorlar. Bir gün yeniden doğması beklenen ruh yerine bambaşka bir ruh doğunca herkes şoka uğruyor ve bundan rahatsız oluyorlar. Böylelikle kitabımızın ana karakteri olan Ana ile tanışmış oluyoruz. Ana onu sevmeyen annesi ile sürgün hayatı yaşıyor ve yeterince büyüdüğünü düşündüğü an Kalp'e -şehir- doğru yol alıyor. Tek bir amacı var neden varolduğunu öğrenmek.


''Gerçekten ne düşündüğümü bilmek ister misin? Bence insanlar seni tanımaya değip değmeyeceğinden  emin değiller. Sabaha yok olacağını bildiğin halde, bir kelebekle arkadaş olup olmamaya karar vermek gibi bir şey bu.''
Sam, sayfa 62

Her yeni kitaba başladığımda yabancılık çeker, yazarın bize sunduğu dünyayı kavramakta zorlanırım. Yani benim için kitapların en sıkıntılı yeri başlarıdır. Ruhsuz'u okumaya başladığımda resmen sudan çıkmış balığa döndüm, kitap hakkında en ufak bir fikrim olmadığı için yazarın yarattığı dünya bana karmakarışık geldi. İlk 50 sayfayı atlattıktan sonra her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başladı ve o andan itibaren kitaptan zevk almaya başladım.

Yukarıda kitabı neden bu kadar sevdiğimi açıklayacağımı söylemiştim, bu nedenlerden ilki Ana'nın tipik genç-yetişkin romanlarındaki karakterlerden oldukça farklı oluşuydu. Yazarın bize anlattığı Ana'yı kitabın sonuna kadar istikrarlı bir şekilde sunmasına bayıldım. Yaşadığı kafa karışıklıkları ve güvensizlekleri o kadar yerli yerindeydi ki yaptığı hareketlerden hiç rahatsızlık duymadım. Bir diğer sevdiğim unsur ise Ana ile beraber toplumun yapısını ve diğer şeyleri öğreniyor oluşumuzdu. Genellikle benim kafamın karıştığı yerlerde Ana'nın da kafası karışmıştı ve onunla beraber cevapları aramak çok hoşuma gitti. Kitapla ilgili diğer memnuniyetlerimi de hızlıca sayarsam damdan düşer gibi aşk yoktu ve aradığım tüm soruların cevaplarını kısmen de olsa buldum.



Kitapla ilgili illa olumsuz bir şey söylemem gerekirse oldukça yavaş tempolu bir kitap, evet son sayfalarda hareketlilik var ama aradığınız aksiyon dolu bir kitapsa size Ruhsuz'u öneremem. Ayrıca karakterlere değinmeyi pek sevmiyorum ama Sam'in mükemmel olmayışını -yazarların bize kusursuz erkek karakter sunmasından sıkılan bir ben olamam?- çok sevdim.

Böyle bir kitabın ülkemizde çok popüler olmamasına anlam veremedim, okuduğum çoğu genç-yetişkin romanından daha başarılıydı. Bir an önce devam kitabını edinmek istiyorum, eğer seri böyle devam ederse favorilerim arasında yerini alacak gibi duruyor. Ayrıca kitabın kapağına aşık oldum, müthiş görünüyor.

Sonuç olarak Ruhsuz, orijinal konusuyla ve tutarlı karakterleriyle gönül rahatlığıyla önerebileceğim romanlardan biri oldu. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Puanlama: 4/5


Not : Daha fazla spoiler vermek istemiyorum ama kitapta ejderhalar var!! 

21 Nisan 2014 Pazartesi

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları- Ransom Riggs| Kitap Yorumu


Kitap: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları
Yazar: Ransom Riggs
Tür:  Young Adult- Fantasy
Yayınevi: Sayfa6 Yayınları
Seri: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları (#1)
Goodreads Puanı: 3.76

Gizemli bir ada
Terk edilmiş bir yetimhane
Tuhaf fotoğraflar
16 yaşındaki Jacob, dedesinin başına gelen felaketin ardından hiç bilmediği bir adada keşfe çıkar. Burada Bayan Peregrinee ait bir çocuk yuvasının darmadağın olmuş kalıntılarıyla karşılaşır. Evin metruk koridorlarını, yatak odalarını araştırırken duyduğu bir sesle dehşete düşer, gördüğü şeyin peşinden koşarken birden zamanın hiç akmadığı, diğer insanların asla göremeyecekleri bir dünyaya ayak basar.
Akıllardan çıkmayacak eski fotoğraflarla bezenmiş bu roman yetişkinlerin, gençlerin ve karanlıkta geçen bir serüvenden haz duyan herkesin hoşuna gidecek.









Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, gerçekten de içinde bolca tuhaflık bulunduran bir kitap.  Okuduğum en ilginç fantastik romanlarda zirveye oturmuş durumda. Sevdiğim yerler kadar kitabın bitmesine rağmen hâlâ mantığını oturtamadığım yerler de var. Neyse, bunlara geçmeden önce kısaca kitabın konusun değinmek istiyorum.

Jacob kendini bildiğinden beri dedesinin maceralarını dinliyordu, hatta onun yaptığı keşif gezilerinden ve kahramanlıklarından o kadar çok etkilenmişti ki büyüyünce kaşif olmaya karar vermişti. Ancak yaşı ilerlemeye başladıkça dedesinin anlattığı hikayelerin doğruluğunu sorgulamaya başlamıştı, sonuçta gerçek hayatta canavarlar olamazdı değil mi? Zaman ilerledikçe dedesinin bunadığını kabullenen Jacob, bir gün ondan telefon alır ve bu sefer delirdiğine kesinlikle emin olur. Dedesini kontrol etmek için evine gittiğinde onun öldürüldüğünü görür ve gördüğü yaraları ancak vahşi hayvanlar tarafından yapılabileceğini biliyordur. Fakat ormanda gördüğü yaratığı inkar edemez ve herkese gördüklerini anlatır. Bunun sonucunda psikologa götürülen Jacob, iyileşmek için dedesinin sıkça bahsettiği adaya gitme kararı alır ve olaylar böylece başlamış olur.

Yukarıda belirttiğim gibi okuduğum en ilginç fantastik romandı. Aslına bakarsınız romanın 3/4'ü fantastikten çok bir gizem romanı gibiydi. Okuru merak içinde bırakan, daha fazlasını öğrenmek için sayfaları merakla çevireceğiniz bir kitap olan Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları uzun süre aklımda yer edinecek. Ama tatmin olmadığım birkaç unsur vardı. Mesela kitapta ismi ve resmi geçen bazı çocukların nasıl gerçek olabileceğini mantığım kabul etmiyor -vücudu köpek, kafası insan kafası olan kız-.


Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir roman, mutlaka göz atın derim ben. Hatta internetten çok uygun fiyatlara bulabilirsiniz. Keyifli okumalar!

Not: Serinin ikinci kitabını büyük bir merakla bekliyorum, umarım sayfa6 yayınları elini çabuk tutar da hemen çıkarır.

Puan: 4/5


26 Mart 2014 Çarşamba

Bu aralar ben..

Bugün bloguma bakarken farkettim ki uzun zamandır dizi ve film yorumları yapmıyor, favorilerimi yazmıyormuşum. Neden bu kadar boşladığımı inanın bilmiyorum ama okul, sınavlar ve staj derken tur kitapları hariç blogumda pek bir şey paylaşamadım. Bu postu, daha sistematik bir şekilde paylaşım yapacağıma dair verdiğim söz olarak düşünün.



 



Uzun zamandır güncel olarak takip ettiğim diziler dışında -Supernatural, Pretty Little Liars, Teen Wolf-  The Walking Dead izlemeye başladım, ikinci sezonunu daha dün bitirmiş bulunmaktayım ve çıldırıyorum. Bu dizi ciddi anlamda sinirlerimi bozuyor, sayesinde dizi karakterleriyle kavga etmek yeni alışkanlıklarım arasında. Aynı zamanda daha yeni başlayan iki diziyi daha izlemeye başladım Ressurection ve Believe. Believe tam olarak beklentilerimi karşılamasa da ilk sezonu izlemeye devam etmeyi düşünüyorum. Resurrection ise bana göre 2014 yılının bombalarından biri, şimdilik en severek izlediğim dizi bu. Ressurection ve Believe'in henüz üç bölümü yayınlandı.
İlk bölümlerini izleyip, bir daha izlememek üzere rafa kaldırılan bir iki dizi var. Bunlardan biri The 100 , diziyi  merakla bekleyip büyük hayal kırıklığı yaşadım.




Uzun zamandır oturup sonuna kadar izleyebildiğim birkaç film var. Bunlardan biri Harry Potter ve Felsefe Taşı. İzlediğim andan beri kitapları yeniden okumak istiyorum, en kısa zamanda Harry Potter maratonu yapacağım sanırım. Diğer bir izlediğim film ise Ateşi Yakalamak, ikinciye izledim filmi ve bir kez daha söylüyorum izlediğim en iyi uyarlamaydı. Son olarak izlediğim film ise Buried. Sonuna kadar nefesimi tutarak izledim, bu tip filmler beni çok etkiliyor.





Şu an okumakta olduğum iki kitap var. Biri Mekanik Prenses, Cehennem Makineleri serisinin üçüncü ve son kitabı. Bana göre serinin diğer kitaplarıyla karşılaştırıldığında daha vasat. Kitabın ilk yarısını kendimi zorlayarak okudum, umarım bundan sonra olaylar hareketlenir. Ayrıntılı yorumu yakın zamanda burada olacak. Diğer okuduğum kitap ise Sana Kapıldım. Daha ilk 100 sayfasını okumama rağmen şimdiden çok sevdim, devamını büyük bir merakla bekliyorum.

İzlediğim diziler hakkında en kısa zamanda daha ayrıntılı bir yazı yazmayı planlıyorum, takipte kalın. :)

Not: İsimlerin üzerine tıklarsanız ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz. Imdb ve Goodreads.

Güncelleme: Sana Kapıldım bitti bile, çok sevdim!

1 Şubat 2014 Cumartesi

Bu Ay Neler Okudum? | Ocak

Şubatın ilk gününden herkese merhaba! Geride bıraktığımız ocak ayı birçok yeni kitabın çıkış tarihiydi. Çok merak ettiğim kitaplar çıkmıştı ve final haftası olmasına rağmen kitaplara gömülmüştüm. Her ne kadar istediğim okuma sayısına ulaşamasam da okuduğum her kitabı yorumlamış olmam kendi adıma büyük bir başarı. Bu ay neler okuduğumu merak ediyorsanız okumaya devam edin lütfen.



1. Fırsatçı- Tarryn Fisher

Puan: 5/5 Yorumu okumak için tık.

2. Bakire- Nancy Pickard

Puan: 4.5/5 Yorumu okumak için tık.

3. Demir Kral- Julie Kagawa

Puan: 4/5 Yorumu okumak için tık.

4. Labirent: Ölümcül Kaçış- James Dashner

Puan: 5/5  Yorumu okumak için tık.

5. Avcının İntikamı- Elizabeth May

Puan: 3/5 Yorumu okumak için tık.

21 Ocak 2014 Salı

Labirent: Ölümcül Kaçış- James Dashner| Kitap Yorumu


Kitap: Labirent: Ölümcül Kaçış
Yazar: James Dashner
Tür:  Young-Adult, Science Fiction, Dystopia
Yayınevi: Pegasus
Seri: The Maze Runner (#1)


Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir. Ailesini, evini veya oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Zihni bomboştur. Asansörün kapıları açıldığında Thomas kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur. Tıpkı Thomas gibi Kayranlılar da oraya neden ve nasıl geldiklerini bilmemektedir. Tek bildikleri çevrelerini saran labirente çıkan taş kapıların her sabah açılıp her akşam kapandığı ve her otuz günde bir aralarına yeni bir çocuk katıldığıdır. Kimse Kayranda kalmak istemese de kurtulmak imkânsız görünmektedir. Yine de Thomasın içinde bir his, çıkış yolu bulabileceğini söylemektedir. Ama bunun için zihninin derinlerinde yatan sırları açığa çıkararak labirentin gizemini çözmesi gerekecektir.




Sevgili Pegasus, kitabı daha dün bitirmiş olmama rağmen ikinci kitap için yalvarıyorum sana. Hemen çıksın, yıllarca bekletme bizi zaten kalbim de dayanmaz. Demir Kral'da yaşadığım hayal kırıklığından sonra kitaba biraz temkinli yaklaşmıştım. İlk sayfalara şöyle bir göz atarken, kitabı okumaktan kendimi alamaz hale geldim ve kitabı bırakıp başka işlerle ilgilenirken bile aklım kitaptaydı. Bu benim için çok nadir olan birşeydir.

Kitabı okumaya başladığınız ilk andan, son ana kadar durmadan birşeyleri merak ederek okuyorsunuz. Her sayfada şaşırma ihtimaliniz yok belki ama bu unsur daha fazla sayfa okumanıza neden oluyor. Benim açımdan bakarsak, bir an önce sona gelip neler olduğunu öğrenmek istedim ve 24 saatten kısa bir sürede bitirdim. Peki, sonuç? Lanet ikinci kitabı istiyorum.

Labirent: Ölümcül Kaçış'ı okurken aklıma sık sık Açlık Oyunları serisi geldi. Konu olarak birbirine benzediklerinden değil, uzun zamandır Açlık Oyunları kadar zevk aldığım nadir distopik romanlardan biri olmasından dolayı. Karakterler, yaratılan dünya, kitabın sonlarına doğru ortaya çıkan gerçekler hepsi zevkten dört köşe olmama neden oldu.

Yazar okunması kolay bir kitap yazmış ve çeviri de çok hoşuma gitti. Pegasus kitabın kapağı, yazı puntoları ve kalitesiyle resmen gönlümde taht kurdu. Ben çok sevdim, Labirent: Ölümcül Kaçış'ı, kesinlikle tavsiye ediyorum. OKUYUN! lütfen.


Son olarak kitabın filmi de çok yakında vizyona giricek, başrolde Dylan O'Brien var.

Bütün lülekafalara buradan selam olsun! :D

5/5

19 Ocak 2014 Pazar

Demir Kral- Julie Kagawa| Kitap Yorumu


Kitap: Demir Kral
Yazar: Julie Kagawa
Tür: Fantasy, Young-Adult, Paranormal
Yayınevi: Pegasus
Seri: The Iron Frey (#1)



Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.
Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash.
"Demir Kral, fazladan romantizmle birlikte Alice Harikalar Diyarında, Narnia Günlükleri ve Yüzüklerin Efendisi nin sihrini, hayal gücünü ve macerasını yaşatıyor."
-Justine-











Uzun zamandır merakla beklediğim Demir Kral'ı sonunda okudum. Büyük beklentilerle başladığım kitap ne yazık ki beni yeterince tatmin etmedi. Ama iyi yönden düşünürsek Demir Kral, bana çok iyi ders oldu; artık
kitaplara büyük beklentilerle başlamayacağım.
Demir Kral beklentimi karşılamadı dediğime bakmayın siz, oldukça güzel ve orijinal bir kitaptı. Yoğun bir sınav haftası geçirmeme rağmen çabucak okuyup bitirdim.

Tam olarak beklentilerimi karşılamama nedenlerine gelirsek; öncelikle uyarılmasına rağmen Meghan'ın ağzı bir karış açık tehlikeye bakıyor olması beni çileden çıkardı. Kendini kurtarmak adına en ufak bir çaba gösterdiğini düşünmüyorum, bu durum kaç kere gözlerimi devirmeme neden oldu bilmiyorum. Sanırım daha sert karakterleri okumayı seviyorum. Meghan'dan bahsetmişken, karakterlere genel olarak ısındım ama açık ara en favori karakterim Grimalkin. Team Puck ya da Team Ash değilim şimdilik ikisine de mesafeli yaklaşıyorum. Yazarın betimlemeleri tam kararındaydı, ara ara okumayı bırakıp o dünyayı gözümden canlandırmak çok eğlenceliydi. Ayrıca kitabın dili akıcı ve anlaşılırdı, yeni bir dünyayı okumama rağmen her şey aklımda hemen yer edindi.

Her ne kadar kitap beklentilerimi tam olarak karşılamasa da benden 4 puan almayı başarıcak kadar güzeldi. Fantastik severlerin kesinlikle göz atması gereken bir kitap Demir Kral, tavsiye ediyorum.

Puan: 4/5

12 Ocak 2014 Pazar

Bakire- Nancy Pickard| Kitap Yorumu



Kitap: Bakire
Yazar: Nancy Pickard
Tür: Mystery
Yayınevi: Ephesus
Seri: -

Bakire
Small Plains Bakiresi kimdi ve nasıl öldü?
Acımasız bir cinayetle değişen hayatlar…
Küçük bir kasabadaki sahipsiz bir mezar…
On yedi yıldır saklanan korkunç gerçeği öğrenmeye hazır mısınız?
Kansasın kırsal kesimindeki küçük bir kasabanın halkı, genç bir kızın adsız mezarını Small Plains Bakiresi olarak kabul etmiştir on yedi yıl boyunca. Bazı kişilere göre mucizelere ve açıklanamaz iyileşmelere sebep olan bu mezarla ilgili söylentiler de zaman içinde dilden dile yayılmıştır.
Ama karla kaplı arazide bulunan, buz tutmuş çıplak cesede gerçekte ne olmuştur? Ve neden genç Mitch, cesedin bulunmasından bir gün sonra, arkasında çılgına dönmüş sevgilisi Abbyyi ve en iyi arkadaşı Rexi bırakarak kasabadan apar topar ayrılmıştır?
Bu şekilde kasabadan ayrılan Mitch, yıllar sonra Small Plainse geri döndüğünde, unutulmuş sırları ve gerilimi tekrar alevlendirecektir. Mitche karşı hâlâ bir şeyler hissetmekte olan Abby ise onun gidişinin arkasındaki gerçeği açığa çıkarmakta kararlıdır. Şimdi, üç eski dost kendilerinin ve küçük kasabalarının kaderini değiştiren o gecenin getirdiği sonuçlara katlanmak zorundadır.





Sınav dönemlerinden nefret ettiğimi daha önce belirtmiş miydim? Belirtmediysem bile biliyorsunuz artık. Resmen haftalardır kitap okuyamıyordum ve yeniden kitap okumaya başlamak için çok doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Bakire, kaybettiğim okuma hızımı yeniden körükleyen bir kitap oldu.

Bakire'yi okumaya başladığımda ilk izlenimim, kitabın çok akıcı olması ve merak unsurunun ilk sayfadan itibaren en üst düzeyde olmasaydı. Benim bir kitaptan bekleyebileceğim en iyi iki özellik zaten mevcuttu bir de üstüne karakterlere de ısınınca resmen kitabı elimden bırakamadım. Sayfaları okudukça daha fazlası için bekleyemez oldum, merakımı giderene kadar okumaya devam ettim ve bir baktım; kitap bitmiş. Ben son sayfayı okumuşum ve ağzım bir karış açık kitaba bakıyorum.

Kitap günümüzde ve geçmişte geçiyor. Üç ana karakter var, yazar öyle ustalıkla geçişlerde bulunmuş ki okurken hiç zorlanmadım. Tabii bunun en büyük etkisi de çeviri. Bakire'den önce okuduğum kitabın çevirisi çok kötüydü, iyi çeviri okuma hızını kesinlike etkiliyor. Çeviriden bahsetmişken kitabın kapağını ve kalitesini de çok beğendim aynı zamanda kitabın puntosu göz yormuyordu. Ephesus bu işi hakkıyla yapıyor.

Bakire akıcılığı, merak unsuru ve basım kalitesiyle dikkate değer bir kitap. Ben çok beğendiğim, tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar!

Puanlama: 4.5/5

30 Aralık 2013 Pazartesi

En İyiler| 2013



Koskoca bir yılı daha geride bıraktık. Bu yıl çok güzel kitaplar okudum, yeni türler keşfettim. Seneye daha da güzel kitaplar okumak dileğiyle bu yazıya başlamak istiyorum.

 Ne yazık ki bloga yazmaya başlamadan önce okuduğum kitapları bir yerlere kaydetmemişim. Yani benim en iyi kitaplarım mart ayından itibaren okuduklarım arasından seçilecek. Vakit bulabilirsem bir sonraki postta izleyip beğendiğim film ve dizileri de yazmaya çalışacağım. Daha fazla konuyu uzatmadan başlayalım.








Mavi Büyü- Richelle Mead

Vampir Akademisi'ni okuduktan sonra elim bir türlü yan seriye gitmemişti. Bu yıl, sonunda okumaya cesaret
edebildim ve tahmin ettiğiniz üzere kafamı taşlara vurdum. Resmen seri için deli divane oldum. Şimdilik ülkemizde üç kitabı çıktı ve aralarından en iyisini seçmem gerekti, sonuç olarak en sevdiğim kitap Mavi Büyü oldu.


                                                            



Karen Marie Moning- Rüya Ateşi

Buraya serinin bütün kitaplarını yazmamak için kendimi zor tutuyorum. Bugüne kadar okuduğum en iyi
fantastik seriydi. Her gördüğüme zorla okutmaya çalışıyorum, hala okumayanınız varsa lütfen gidip okusun. Hemen! Şu satırları yazarken bile Barrons  diye salya akıtıyorum klavyeye.




                                                                             






Tatlı Bela- Ayaklı Bela- Jamie McGuire

Bu iki kitap neredeyse birbirinin aynısı olduğu için tek maddede yazdım. Çıktığı andan itibaren büyük ses getirmişti bu seri, herkes gibi ben de bayılarak okudum. Ayaklı Bela'dan istediğimi bulamasam da çok sevdiğim bir seri olarak kitaplığımda yerini aldı.



Çıplak Ölüm- Nora Roberts

Bu yıl polisiye adına okuduğum en iyi seri, Nora Roberts'ın Eve Dallas'ı oldu. Kesinlikle herkese tavsiye ediyorum. Karakterler ve kurgu müthiş. Okuyun, okutturun.




Zehir Ustası- Maria V. Snyder

Bu yıl kendi adıma keşfettiğim bir şey oldu, ben tarihi kurguları(böyle mi söyleniyor emin değilim) okumayı seviyormuşum. Zehir Ustası da bu türe ait okuduğum ilk roman oldu. Serinin üç kitabı da ülkemizde çıktı. Göz atmanızda fayda var.

                                                                        
 Gölge ve Kemik- Leigh Bardugo 

Yine severek okuduğum tarihi roman, devam kitabının çevrilmesini büyük bir merakla bekliyorum. Değişik bir konusu var kesinlikle. Bad-boy ihtiyacınızı karşılayacak güzel bir karakter de mevcuttur efendim. Okumanız konusunda ısrar ediyorum.

Bir Milyon Güneş- Beth Revis

Ben ölmeden üçüncü kitabı çıkarsa mutlu olacağım serinin ikinci kitabı. Kitabın konusunu unuttum neredeyse eyy yayınevi, çıkar artık serinin son kitabını.

Mekanik Melek- Cassandra Clare

Ölümcül Oyuncaklar'ın yan serisi. Çok severek okudum ilk kitabı, devam kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.








Yakut Kırmızı- Kerstin Gier

Çoğu kitabın birbirine benzediği bugünlerde değişik konulu fantastik bir roman arayanlara tavsiyemdir, henüz
son kitabını okuyamadım. Umarım en kısa zamanda okuyabilirim.

Fırsatçı- Tarryn Fisher

Yılın son günlerinde okuduğum bu romana kelimenin tek anlamıyla bayıldım. Serinin devam kitapları ülkemizde ne zaman çıkar bilmiyorum ama ben en kısa zamanda ingilizce olarak okumayı planlıyorum. Umarım başarabilirim. Gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Okuyun!

Ads Inside Post

Sitemize Hoşgeldiniz :)

Haberci

Destek3

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...