Subscribe For Free Updates!

We'll not spam mate! We promise.

artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Ateş Serisi- Karen Marie Moning| Seri Yorumu



Ateş Serisi'inin son kitabını okurken aklımda hep böyle bir yazı yazmak vardı. Çünkü öyle efsanevi bir son yaptı ki yazar, seri tüm zamanların en favori serisi olarak gönlüme taht kurdu. Eh ben seriyi böylesine seviyorum, herkese oku oku diye işkence ediyorum, son kitabı okumadılar diye insanlara spoiler dayıyorum ama blogumda bu kitap hakkında tek satır yok. Ayıp yahu, o yüzden bu yazı çok uzun olabilir. Yalnızca ilk kitabın konusunu biraz çıtlattıktan sonra çeviri, yayınevi sorunu, karakterler ve birkaç şeyden daha bahsedeceğim. Daha fazla uzatmadan konusuna geçelim.







MacKayla Lane pembeler içinde yaşayan, mükemmel bir aileye ve hayata sahip olan, dünyadaki kötülüklerden bir haber yaşayan birisi. Ablasıyla aralarındaki ilişki kardeşlikten öte bir şey, aynı zamanda çok yakın dostlar. Ablası yani Alina, yılın başında okumak için Dublin'e gidiyor. Zaten Mac'in tek derdi ablasına duyduğu özlem, defalarca telefonla konuşmuş olsalar bile yaklaşık 6 aydır onu göremiyor. Sonra bir gün aniden dünyası başına yıkılıyor. Ablasının Dublin'de öldürüldüğünü haber alan Mac, cesedi teşhis etmek zorunda kalıyor çünkü ailesi tatilde. Ablasının cesedi tanınmaz halde, Dublin polisi herhangi bir şüpheli yakalayamamış. Babasının tüm bağlantılarına rağmen bir sonuç çıkmayınca, ailesi suçlunun bulunmasından vazgeçiyor. Bunu kaldıramayan Mac, Dublin'e polisleri sıkıştırmak için yola koyuluyor ama bu düşündüğü kadar kolay olmayacak.
Dublin'e ayak bastığı gibi kendini yapayalnız hisseden Mac, bir an önce işe koyulmak istese de saat geç olduğu ve aynı zamanda karnı aç olduğu için bar gibi bir yere giriyor. Yemeğini bitirdikten sonra oyalanırken gözüne bir şey çarpıyor, çok yakışıklı bir adamla çirkin bir kadın. Dikkatini çeken çifti izlerken birden yakışıklı adamın değiştiğini ve kadının güzelliğini emen bir canavar olduğunu görüyor. Gözlerine inanamayan Mac, kafasına bir şaplak yiyince kendine geliyor. Yaşlıca bir kadın başında durmuş ve gidip başka bir yerde ölmesi gerektiğini söylüyor. Neye uğradığını şaşıran Mac, hızlıca oradan çıkıyor ve o andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Daha sonra bir şekilde yolları kesişen Mac ve Barrons istemedikleri halde bir ortaklığa başlıyorlar. Ablasınıın normal bir katil tarafından öldürülmediğini anlayan Mac, intikam peşinde koşarken Barrons'un engin bilgisini kullanmak için, Barrons ise Mac'in eşsiz sidhe-kahini özelliklerini uzun zamandır aradığı bir kitap olan Sinsar-Dubh'u buabilmek için yan yana geliyorlar.


Sidhe Kahini demişken bunu da açıklamak gerekiyor. Mac'in o ilk gece gördüğü canavar aslında bir Fae. Fae'ler ikiye ayrılıyor; Seelie ve Unseelie yani sırasıyla Mukaddes ve Karanlık. Bu iki türün de birçok kastı var. Tabii bir de bunları gören ve avlayan Sidhe Kahinleri. Mac de bir Sidhe Kahini. Dünyada uzun süredir Seelie görülmemiş ama Dublin sokakları Unseelie kaynıyor.
Mac kendini keşfedip bir yandan ablasının intikamını almaya çalışırken aynı zamanda Barrons'un isteklerini de yerine getirmeye çalışıyor. Böylece 5 kitaplık bir macera olan Ateş Serisi ortaya çıkmış oluyor.



Aslında düşündüğümden daha uzun bir şekilde anlatmış olsam da kitabın tam konusunu özetleyebilmiş değilim. Kitap bundan çok daha ayrıntılı bir konuya sahip. Benim okuduğum tüm fantastik kitaplardan daha orijinal bir konusu ve işlenişi var. Ayrıca karakterlerin yetişkin olduğunu da belirtmem gerekiyor. Günümüzde o kadar çok yeni-yetişkin fantastik kitap var ki böylesine kaliteli ve yetişkinlere yönelik fantastik kitaplara hasret kalmış durumdayım. 15-16 yaşındaki karakterlere sulanınca kendimi sübyancı gibi hissediyorum. :D

Size bu seriyi mutlaka okumanız gerektiğine dair koca bir yazı hazırlamış olsam da şunu bilmelisiniz, çeviri oldukça kötü. Hatta çevirmen kendi kafasına göre bazı paragrafların özetini! çevirmiş diyebiliriz. Seride bol bol küfür geçmesine rağmen yine çevirmenimiz kendince sansür uygulamış bu kısımlara. Bu bahsettiğim sorunlar ilk üç kitap için geçerli. Çünkü serinin ilk 3 kitabının Epsilon'dan çıkmasına rağmen son iki kitabı Artemis Yayınları'ndan çıktı. Bu da demek oluyor ki, serinin son iki kitabı başka bir çevirmen tarafından dilimize çevrildi. Ama buradaki asıl sorun şu; yeni çevirmenimiz serinin ilk üç kitabını okumadan çevirdiği için bizim bildiğimiz ve okurken alıştığımız terimler başka bir hale gelmiş oldu. Örneğin; Barrons Kitap ve Süs Eşyaları oldu Barrons Kitap ve Baloncukları!?!?! -Barrons ve baloncuklar hahaha-
Yani sonuç olarak, eğer ingilizceniz iyiyse bu seriyi mutlaka orijinal dilinden okuyun. Seriyi mundar etmeye gerek yok.



Şimdi karakterlere değinmek istiyorum biraz. Öncelikle bu kitapta ne romantik bir erkekle karşı karşıyayız ne de aptal aşık bir kadın karakterle. Ana karakterimiz olan Mac'in, ablasının ölümünü ortaya çıkarmak ve hayatta kalmaktan başka pek derdi yok. Tabii kime güveneceğini ve dünyayı kurtarmak zorunda olup olmadığını anlamaya çalışmasını da es geçmeyelim. Barrons ise soğuk, kalpsiz ve amaçları uğrunda insan öldürmekten kaçınmayan bir tip. Kesinlikle bir alfa erkek ama şunu anlamak zorundasınız ilk kitabın sonunda yumuşayıp, daha önce okuduğumuz young-adult serilerdeki alfa erkekler gibi romantikleşmiyor. Barrons hakkında size tek bir şey söyleyebilirim, o da çok fazla sırrı olduğu ve biz o sırları asla öğrenemiyoruz. En azından son kitaba kadar. Yani ilk 4 kitapta, Mac ile beraber neye inanacağımıza karar vermeye çalışarak geçiriyoruz. Ve Barrons kesinlikle güven uyandıran bir tip değil.
Tabii kitap Barrons ve Mac'in etrafında dönmüyor. Bir çok yan karakter var ve yazar hepsini hikayeyi etkileyecek şekilde yazmış. Bu yan karakterlerin başında V'lane geliyor. Bu bir Seelie prensi ve o da herkes gibi Sinsar Dubh'un peşinde. Biliyorum, yukarıda Seelie türünün ortalıklarda görünmediğini söylemiştim ama V'lane bir istisna. Spoiler vermemek adına pek bir şey açıklamak istemiyorum, o yüzden okuyup göreceksiniz.

Eğer sabır gösterip okuduysanız size alkışlıyor ve yavaş yavaş yazımı sonlandırıyorum. Son olarak toparlamak adına bir kaç şey söylemem gerekirse; Eğer fantastik türdeki romanları okumayı seviyorsanız ve henüz bu seriyi okumadıysanız çok şey kaybediyorsunuz. Benim en sevdiğim seridir ve şu ana kadar okuyup da sevmeyen birisiyle karşılaşmadım. 


Seri Sıralaması:

1. Karanlık Ateş
2. Kan Ateşi
3. İntikam Ateşi
4. Rüya Ateşi
5 Gölge Ateşi

Puanlama: 5/5

Son kitabı okuyan birileri spoiler kısmına bakabilir mi? Cidden kafamı kurcalayan bir şey var. Tüm seride belki de bana saçma gelen tek şey bu olay.



***Spoiler***

Bildiğiniz gibi Barrons oldukça bilgili ve oğlunu kurtarmak adına her yolu denemiş. Mac'in aklına son anda gelen avcı olayı neden daha önce Barrons'un aklına gelmedi? Sonuçta o da avcıları kullanabiliyordu? Yani çözümün bu kadar basit olması ve Barrons'un bunu akıl edememiş olması cidden hayal kırıklığı oluşturdu bende.

21 Aralık 2013 Cumartesi

Takipçi- Kevin Hearne| Kitap Yorumu


Kitap: Takipçi
Yazar: Kevin Hearne
Tür: Fantasy, Urban Fantasy
Yayınevi: Artemis
Seri: Demir Druid Günlükleri (#1)


Demir Druid Günlükleri - Takipçi
"Bu müthiş esprili seride, Kelt mitolojisinin kahramanları ve günümüzde yaşayan kadim bir Druid, Arizona çöllerinde bir araya geliyor."
-Kelly Meding, Three Days to Deadın yazarı-
Druidlerin sonuncusu, Atticus OSullivan, Arizonada huzurlu bir yaşam sürüyor. Eski bir kitapçı dükkânı işletiyor ve boş zamanlarında İrlanda av köpeğiyle birlikte avlanmak için şekil değiştiriyor. Komşuları ve müşterileri, Atticusun yirmi bir yaşında, yakışıklı, dövmeli bir İrlandalı olduğunu düşünüyor. Hâlbuki Atticus tam yirmi bir yüzyıl yaşında. Gücünü topraktan alıyor, keskin bir zekâsı var ve zekâsından daha da keskin olan Cevaplayıcı, Fragarach kılıcını kullanıyor.
Ne yazık ki, gazabı şiddetli bir Kelt tanrısı da bu kılıcın peşinde ve yüzyıllardır Atticusun takipçisi. Üstelik bu sefer amacına çok yaklaştı. Atticus ondan kurtulmak için bütün gücünü toplamak zorunda. Ayrıca baştan çıkarıcı ölüm tanrıçasının, vampir ve kurtadam avukatlarının, bedeni bir cadı tarafından ele geçirilen çekici bir garsonun ve meşhur İrlandalı şansının yardımına ihtiyacı var.
"Kevin Hearne, hem tuhaf bir şekilde tanıdık hem de şaşırtıcı derecede orijinal bir dünya yaratarak eski mitlere yeni bir soluk getiriyor."
-Nicole Peeler, Tempest Risinçm yazarı-
(Tanıtım Bülteninden)



Bu yazıyı içim buruk, gözüm yaşlı yazıyorum dostlar. Bu kadar merak edip de kitabın beklentilerimin  çok altında kalması beni üzdü. Elimde uzunca bir süre süründü ve bittiğinde koca bir oh çektim. Eğer beni instagram'dan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur, Kitapsihirbazı'nın set kampanyasından almıştım Demir Druid Günlükleri'ni. Fiyatı hem çok uygundu hem de deli gibi merak ettiğim bir seriydi. Kargo elime geçer geçmez de okumaya başladım.



Öncelikle kitabın ilk 50-60 sayfasını; ''Bu kimdi? Bu ne demekti? Anlamadım!'' nidalarıyla okudum. İçine girmesi zor bir kurgu kesinlikle, eğer benim gibi İrlanda Mitolojisine yabancıysanız çok daha zor oluyor bu durum. Kitaba alıştıktan sonra da bu sefer merak unsuru azalıyor, monoton bir hâl alıyor kitap. Spoiler vermek istemediğim için monotonluğundan bahsetmeyeceğim ama karakterimizin durmadan yardım alıp, önceden uyarılması heyecan unsurunu baltalıyor. Kitabın içinde aşk unsuru kesinlikle yok,  bol aksiyonlu bir kitap. Ayrıca birçok yerde kahkaha atmama sebep olan diyaloglar vardı. Karakterler ustalıkla yaratılmıştı, günümüzde birbirine benzeyen kitap karakterlerinden çok farklılardı ve bu durum kitabın değerini gözümde oldukça arttırdı.



Her şey bir yana kurgu açısından ve okuduğum birçok Urban Fantasy romanından çok daha kaliteliydi. Kesinlikle türünün iyi örneklerinden birisi, beklentimi biraz daha az tutsaydım eminim çok daha fazla severdim. Eğer İrlanda ile ilgili her şeyi okuyorsanız, fantastik romanları seviyorsanız okuyun derim ben. Çok bir şey kaybetmezsiniz. Ben ikinci kitaba şans vermeyi düşünüyorum.

Not: Kapaklar çok hoşuma gitti, orijinal kapaklar kullanılmış. Çok güzel!

Puanlama: 3/5

16 Eylül 2013 Pazartesi

Ölü Kızın Dansı- Rachel Caine | Kitap Yorumu



Serinin ilk kitabı, Cam Ev'e yaptığım yoruma buradan ulaşabilirsiniz. Okuyacağınız yazı, ilk kitap hakkında spoiler içerir.

***

Bu aralar elime hangi kitabı alsam yarım bırakıyordum. Daha sonra, uzun zamandır elimin gitmediği Ölü Kızın Dansı'na başladım. Çok da iyi yaptım. Kitap su gibi aktı, okuma hızıma yeniden kavuştum.
Ölü Kızın Dansı, Morganville Vampirleri serisinin ikin kitabı. Artemis Yayınevinden çıkan bu serinin, en son 11. kitabı çıktı.

Bildiğiniz üzere ilk kitabın sonunda, Shane'in babası ve onun motorcu arkadaşları gelmişti Amaçları Morganville'de yaşayan vampirleri avlamak. Bunun Claire ve arkadaşlarının başını belaya sokacağı apaçık ortada. Sonuç olarak beladan bu kadar uzak kalmaya çalışıp, her seferinde tam ortasına düşen dört arkadaşı okuyoruz.

Belirtmeliyim ki Cam Ev'e göre bu kitap çok daha akıcıydı. Claire daha güçlü bir karaktere bürünüyor, sanırım kitapta en çok bu hoşuma gitti.
Shane'in babası yüzünden başının durmadan belaya sokmasına sinir oldum. Yazar umarım bir daha bu karakteri karşımıza çıkarmaz. Eve, hâlâ en favori karakterim. 
Kitabın sonu beni çok heycanlandırdı. Hatta hemen üçüncü kitaba geçip onu da bitirdim. Yakında onun hakkında da bir yazı gelecek.

İlk kitabı okuyanlar mutlaka seriye devam etsinler, gitgide daha güzel oluyor. Düşünmeden okuyabileceğiniz, hafif ve eğlenceli bir kitap arıyorsanız öneririm.


6 Ağustos 2013 Salı

Mavi Büyü- Richelle Mead| Kitap Yorumu



Vampir Akademisi benim vampirlerle tanıştığım ilk romandı. Dimitri için ayılıp bayılıyor, Rose'u hayranlıkla okuyordum. İlerleyen kitaplar da Adrian'a olan aşkım kabardı ve Dimitri'nin pabucu dama atıldı. Vampir Akademisi serisi bittiğinde elim hiç Kanbağı serisine gitmemişti. Yazar sanki daha güzel yazamazmış, o büyü bozulurmuş gibi geldi. Uzun bir süre almadım, görmezlikten geldim çıkan kitapları ve sonunda dayanamayıp ben de aldım. Bunları anlatma nedenim eğer benim gibi paranoyaklar varsa, ön yargılarını bırakıp bir kitapçıya koşsunlar. Sonuçta Adrian var, ne kadar kötü olabilir ki?!

Bu kitabı o kadar çok beğendim ki, bütün gece dönüp durdum yatakta aklım romandaydı. Dördüncü kitapta acaba neler olacak sorularıyla kafam meşguldü. Sonu beni çok güzel tatmin etti ama bir kaç sürprizle o sevincim yarım kaldı. Kitabı okurken verdiğim tepkiler genelde; ''Oha, nasıl yani? Ama yaaaa.'' şeklindeydi. Zaten kitap bir çok yönden beni şaşırttı. Bana göre serinin okuduğum en güzel kitabıydı. 

Kesinlikle herkese, Richelle Mead'in yazıdğı kitapların tümünü öneriyorum. Bu kadın mükemmel.


Bu yorum serinin diğer kitapları hakkında bolca spoiler içerir.


Kitap bittiğinde ben de resmen bitmiş oldum. Bildiğiniz üzere ikinci kitapta Sydney yüzünden yüreğimiz ağzımızda üçüncü kitabı bekledik. Sydney açısından hala gelişme yoktu -bi ara öyle güçlü şekilde tokatlamak istedim ki onu, anlatamam- , Adrian ise  hala mükemmel ve fazlasıyla romantikti. Of bana bir tane Adrian lazım. 

Bu kitapta daha güçlü bir Sydney görüyoruz, birden fazla olayı çözmesi lazım. Adrian konusunda olmasa da bir çok konuda kendini daha rahat hissediyor. Adrian'ın dediği gibi savaşçı bir tanrıça değil henüz ama  o yolda ilerlemeye başladı diyebiliriz. Bu kitapta dikkatimi çeken diğer bir unsur ise yazar, Adrian ve Sydney üzerine daha çok yoğunlaşmıştı. Bu benim için güzel bir şey olsa da yan karakterleri özlemedim değil. 

Serinin diğer kitabı için beklentim bir hayli yüksek umarım beklediğim gibi gelir kitap. Çünkü Mavi Büyü beklediğimden çok daha iyiydi. Daha durgun bir roman beklerken, gerilerek okuduğum sayfalar ve ağzımı açık bırakıcak sürprizler oldu. 

Herkese Adrian'lı günler diliyorum. Görüşmek üzere. :D







26 Mayıs 2013 Pazar

Supernatural/Lanetli Emanet-Kitap Yorumu



D&R | okuoku | idefix


Bir Supernatural romanı daha bitmiş bulunmakta. En baştan söylemem gerekirse bu kitaba bayılmadım. Hatta sık sık ''Kaç sayfa kaldı?'' diye sordum kendi kendime. Konusunu özetlemek gerekirse Dean ve Sam avcılık yapan arkadaşından bir olay öğrenip yollara düşüyorlar ve bam. Karşılarında İçsavaşı canlandıran insanlar ve tuhaf ölümler. Kitabımızın genel hattı böyle. Güzel bir kitap okudum ama önermiyorum. Bu kitabı okuyana kadar başka bir kitap okumak daha mantıklı bence.

19 Mart 2013 Salı

Kitaplarla Dünya Turu !

Vampirella yeni bir tag başlatmış. Kitaplarla Dünya Turu ! Gördüğüm gibi hemen kolları sıvadım. Bu eğlenceli tag için tekrar teşekkürler. Bilgi için tık ! :)



1. Uyumsuz: Chicago, ABD
2.Vampir Akademisi: Montana, ABD
3.Kemikler Şehri: New York, ABD
4.Harry Potter ve Felsefe Taşı: Londra, İngiltere
5.Sevimli Küçük Yalancılar: Pennsylvania, ABD
6.Muhteşem Yaratıklar: South Carolina, ABD

18 Mart 2013 Pazartesi

Uyumsuz Kitap Yorumu



Yazar: Veronica Roth
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 516
Arka kapak: Beatrice Priorın Chicagosunda toplum, her biri belli bir erdemi yaşatmaya adanmış beş topluluğa bölünmüş durumda. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik.

Her yıl, belli bir günde bütün on altı yaşındakiler, hayatlarının geri kalanında birlikte yaşayacakları grubu seçmek zorunda.

Beatrice, hem ailesiyle kalmak, hem de kendi benliğini bulmak istiyor ama ikisini birden seçemez.

Bu nedenle kendisi dahil, herkesi şaşırtan bir seçim yapıyor.

Genç yazar Veronica Roth heyecanlı seçimler, kalp kıran ihanetler, kan donduran sonuçlar ve beklenmedik aşklarla dolu karanlık bir geleceği anlatan gerilim serisinin ilk kitabıyla edebiyat sahnesine çıkıyor.




Sen nasıl bir kitapsın böyle? BA-YIL-DIM. Tam bir günde bitirim ben bu kitabı. Okuyup okumamakta kararsız kalanlar için söylüyorum -eğer varsa- hemen alıp okuyun. Bağıra çağıra spoiler vericem birazdan. Başka türlü sakinleşemem. Haha. Keşke daha önce okusaydım bu kitabı. Kurgu müthiş. Kızımız ve esas oğlanımızın arasında olanlar kitabı daha okunur hale getirmiş kesinlikle. Spoiler vermeden ne diyeceğimi bilemiyorum şu an. Kitabı okumayanlar lütfen spoiler uyarısından sonrasını okumasınlar. Kitabın tadı kaçar. :)


                                        -AĞIR SPOILER-

Sevgili yazarımız Veronica ne kadar öldürmeye meraklı böyle. Hani gerçekten sevdiğim bir iki karakter vardı, hepsini öldürdü. Burdan onu kınıyorum. Hıh. Kitabın sonlarına doğru ciddi ciddi korktum herkes ölücek diye. Sinir olduklarımın hepsi yaşıyor. OLAYA BAK. Peter neden hayatta needdeeen. Ayrıca burdan Peter'a sesleniyorum, sapıksın sapık kal sakın 2. kitapta kahramanı oynayayım deme. Seni sevmedim, sevmeyeceğim. Tris'in annesi öldüğünde yaşadığım hüzün. Daha ilk sayfalardan sevmiştim. Kitap sürprizlerle dolu. Her sayfa yeni bir ağız açıklığıyla son buldu. Her neyse. Kendimi durdurmazsam uzar gider söylenmelerim.

11 Mart 2013 Pazartesi

Kitap Kargom :)

Kitap kargom geldiiii. Çok ama çok mutluyum. 1 aydır bu günü bekliyorum. Hehe. Gerçi bu günü tek güzel kılan olay bu. Her neyse aldığım kitaplara geçelim. :)





Uyumsuz kitabını çok merak ediyorum ve başlamamak için zor duruyorum ama kendini tutucam ve elimdeki kitabı yarım bırakmayacağım. Daha bu gün başladığım yepyeni Tess Gerristen kitabım var. :)

Uyumsuz, En Karanlık Gece, En Karanlık Öpücük, Sevimli Küçük Yalancılar ve Supernatural D&R'dan. Soluksuz Kalan Kasaba ve Göl Evi Migros 5 TL kampanyasından. :)

Bir an önce hepsini okuyup düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Daha sonra görüşmek üzere. Herkese keyifli okumalaaar. :)

Haberci

Destek3

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...